Zımbırtılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zımbırtılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zımbırtılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zımbırtılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Aralık 05, 2016

Bu Hafta Ne Öğrendim? #27

Bu Hafta Ne Öğrendim? #27

Merhaba dostlar, bugün de serimize devam ediyoruz. Okuyun gerçekten güzel bilgiler. Hadi başlayalım! (Ha bu arada yarın ilginç bir yayın var kaçırmayın.)

1. İnsan gözyaşı, ağlamanın stres altında iken hormonları arttırdığı ortaya çıkmıştır. Ağlarken derin nefes almak, ağlamanızı durdurur ve sizi oldukça rahatlatır. Bu yüzden ağlayasınız varsa, ağlayın.

2. C40 şehirlerinin (Paris, Meksiko, Madrid) belediye başkanları, 2025 yılında dizel araçları tamamen yasaklayacaklarını açıkladı.

3. Bir grupta kahkaha atılırken size bakmayı tercih eden kişi, sizi o grupta kendisine en yakın gören kişidir.

4. Dejavu olayının tam tersi gerçekleşen bir olay daha vardır; Jamais-vu. Her zaman gördüğünüz şeylere sanki ilk kez görüyormuşsunuz gibi tepki verirsiniz.

5. İnsanların %99'nun korktuğu "Bir soru sorabilir miyim?" sorusu, aynı oranla da sorulmuştur. (Yani hepimiz kesinlikle bu soruyla karşılaşmışızdır.)

6. Su şişelerinin üzerindeki son kullanma tarihi su için değil, şişe için konulmuştur. (Bir şişe alıp aylarca kullananlara gelsin.)

7. Dikdörtgen bayrağa sahip olmayan tek ülke Nepal'dir. (Boşuna arama motoruyla uğraşmayın, tıklayın.)

8. 40 yıl önce Dünya nüfusu şimdiki nüfusun yarısına sahipti. Şimdiki verilere bakılacak olursa nüfusumuz 2050 yılında 10 milyarı geçecek. (Gümbür gümbür geliyoruzz.)

9. Kısa bir hikaye var sizlerle onu paylaşmak isterim. "Bir zamanlar öfkeli küçük bir çocuk vardı. Çocuğun babası oğluna her sinirlendiğinde duvara bir çivi çakmasını istedi. Oğlu her sinirlendiğinde çivi çaktı ve gün geçtikçe çivi sayısının azaldığını gördü. Bir süre sonra çiviler tükenince çocuk bu durumu babasına söyledi ve babası öfkesini tutacağı her gün çivileri birer birer çıkartmasını istedi. Çiviler bitince çocuk tekrardan babasının yanına gitti. Baba çocuğu karşısına alarak "Duvara bak oğlum, saplanan çiviler, yaralar belki yok ama izleri hala burada. Ve bunlar hiçbir zaman kaybolmayacak. İnsanları üzme, yaralar kalıcıdır oğlum."

Bu günlük bu kadar. Salı günü extra yayınla beraber olmak üzere.

DEVAMINI OKU
8 yorum
Paylaş:

Aralık 02, 2016

Blog Tanıtımı #2

Blog Tanıtımı #2

Dostlar merhaba, bugün cidden bu işi yapmayı bilen bir insanla devam edeceğiz. Yazı yazarak bunları Bloguna işlemeyi çok iyi beceren, uzun zamandır bu mecrada ter atan Mustafa Alnıak'ı tanıtıyorum.

Son zamanlarda bloguna uğrayamadım kusura bakmasın, şu sıralar meşgulüm. Anlayışın için şimdiden eyvallah.

Hakkında Bölümü: " Merhaba ben Mustafa. Blogger, doğa aşığı, amatör şair ve fotoğrafçı, okuma-yazma ve araştırma meraklısı, teknoloji manyağı ve batı kültürü hastasıyım. 30 Temmuz'da Malatya'da doğmuşum. 2 yaşında ailem ile Malatya'dan gidip bir ülke turu yaptıktan sonra (17 yıl sonra) tekrar Malatya'ya dönmüşüm. Ve hala Malatya'da yaşamaktayım. Malatya İnönü Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı 2. sınıf öğrencisiyim. Her neyse :) Buralardan bahsedecek olursam bir süre önce blog açmaya karar verdim ve açtım. Yazmak, bloglamak her zaman iyidir ve en önemlisi içimi rahatlatıyor. Yani ben en azından öyle düşünüyorum."

Blog URLhttp://www.mustafaalniak.net/

Bu arada kendisiyle aynı şehirde yaşıyoruz o yüzden ona kendimi yakın hissetmiyorum değil. Abim sayılır kendileri. Neyse blogunda neler paylaşıyormuş bir bakalım.

Pazar yazısı, #Okudum, #İzledim, Yaşama Dair Notlar, ve diğer mükemmel yazılarını okumak için buraya tıklayın. Arşivine kesinlikle göz atın derim.

"Artık Yaşamak İstemiyorum Olric" yazısında güzel bir anlatım var kesinlikle dinleyin derim. Tutunamayanlar kitabına ilgi artsın diye bir bölüm seslendirilmiş ve Mustafa Alnıak bunu en güzel şekilde paylaşmış.

Sitesinde en çok hoşuma giden şey sanırım şablonunun sade olmasıdır. Gerçekten boş içerik içermiyor ve gözünüz yorulmuyor. Reklam bile göze tatlı geliyor.

Hele ki "Ölmeden Önce Mutlaka" diye bir köşesi var çok yaratıcı. Daha önce hiçbir blogda görmedim fakat kendisi bunu sadece bir köşeye yazmakla yetinmiş. Ben olsam bir video ile okuyucularına yapacağı şeyleri anlatırdım. Sadece güzel bir tavsiye.

Her neyse, kesinlikle bu blogu kaçırmayın ponçikler. Kaliteli içerik arıyorsanız ve yorum yapmaya değer yazılar görmek istiyorsanız, uçun.

DİPNOT: Blog tanıtımı yapılacak olan bloggerlar genellikle yorum yapanlardan seçilmektedir.

DEVAMINI OKU
14 yorum
Paylaş:

Kasım 28, 2016

Bu Hafta Ne Öğrendim? #26

Bu Hafta Ne Öğrendim? #26

Hiç zaman kaybetmeden bilgilere geçiyorum çünkü sanırım biraz uzun olacak. Ne zamandır yokum bu yüzden acısını çıkartmaya geldim!

1. Elmas kralı olarak bilinen Hintli iş adamı Savji Dholakia, yüksek performans gösteren çalışanlarına 260 araba ve 400 daire hediye etti. (Soy ismini niye okumadın?)

2. 3000 yıl önce Eski Mısır'da 30 yaşındaki insanlar yaşlı kabul edilirdi. (Şimdi ise 70 yaşındaki adam bile "Azcık daha yaşayam." diyor.)

3. Harrison, gemide görev yapan sıradan bir aşcıdır. Bir gün, Harrison, tuvalete girdiği anda gemi aniden batmaya başlar ve ne yazık ki, Harrison, tuvaletten çıkacak zamanı bulamaz ve orada sıkışır. Daha sonra tesadüf eseri, makine dairesine gitmenin bir yolunu bulur. Gemi okyanusun dibini boylamasına rağmen Harrison, geminin içinde sıkışan küçük bi hava cebinin içinde 3 gün boyunca hayatta kalmayı başarır. Cesetleri çıkarmak için enkazı inceleyen dalgıcın tesadüfen Harrison’u görmesi sayesinde de bu trajik kazadan kurtulmayı başaran tek kişi olur. (Cidden çok ilginç bir olay. Bu olaydan sonra basit bir sebepten dolayı ölmek adamı üzer be.)

4. Rusya'da bir grup genç, deney amaçlı bir morgda 7 gün kalmak istemişler ve 4. günün sonunda hepsi ölmüştür. Araştırma yapan doktorlara göre, herhangi bir darp izi olmadığı için, korkuya bağlı panik ataktan öldüklerini söylüyorlar. (Düşünsenize korkudan ölüyorsunuz, aboo ben onu bile yapamam.)

5. Minions animasyon filmini bilmeyeniniz var mı? Hani şu kafaları sarı olan, ne dedikleri anlaşılmayan robotlar var ya onlar. Minions aslında Nazist Almanlar tarafından farklı araştırma yapmak için esir alınmış yahudi çocuklarıdır. Bu çocuklar alman dilini bilmedikleri için onların dedikleri şeylere nazistler gülerlerdi ve minions animasyon filminde de ne dedikleri anlaşılmıyor ve bizler de bunlara gülüyoruz.

6. 1939'da yoksulların un çuvallarından elbise diktiğini fark eden un fabrikaları, çicekli çuvallar üretmeye başlamıştır. (İnsanlık öldü ama birileri hala cesedi taşıyor.)

7. Nobel ödüllü Fransız Fizikçi Pierre Cuirire "Endülüs'ten bize otuz kitap kaldı, ancak atomu parçalayabilirdik. Eğer yakılan 1 milyon kitabın yarısı kalmış olsaydı, bugün çoktan uzayda galaksiler arası seyahat ediyor olurduk." demiştir. (Şu cümle de umuda ve çaresizliğe bakar mısınız?)

8. En gelişmiş bilgisayar saniye de 16 milyar işlem yapıyorken, bir arının beyni saniyede 10 trilyon işlem yapmaktadır. (Bir arıya bakarak bile, mükemmel bir yaratıcının var olduğuna inanabilirsiniz.)

9. Çin'de iki araştırmacı suçluları yalnızca yüzünden tanıyan bir yapay zeka icad ettiler. Kısaca üstünden geçiyorum; Yapılan bir çok deneye göre bu yapay zeka, suçluları %89,5'lik bir oranla tanıyor ve suçluları birbirinden ayırt edebiliyor. Bu oran bilim dünyası için çok yüksek. (Tabii ki teknoloji mükemmeli yakalayamadı fakat bunun için bir cçaba gösterebiliriz değil mi?)

 Canlarım bu kadardı. Umarım güzel şeyler öğrenmenize vesile olmuşumdur. Okumaktan hiçbir zaman sıkılmayın. Görüşmek üzere.

DEVAMINI OKU
16 yorum
Paylaş:

Kasım 11, 2016

Blog Tanıtımı #1


Bu seride ilk yayınım olduğu için birazcık heyecanlıyım. Umarım bir sorun çıkmaz ve güzel insanlar tanırız! İlk olarak yaşamını Amerika'da sürdüren ve orayı bizlere tanıtmak için can atan Emine Bektaşi ile başlamak istiyorum.

Hakkında Bölümü: "Edebiyat mezunu, bol kitap okuyan, bol gezen, fotoğraf çeken, kahveli dost muhabbetlerinden geri kalmayan, bloğunda sadece en sevdiklerini paylaşan, Amerika'da yaşayan, kedili bir hatun..."

Blog URL: https://1masalgibi.blogspot.com.tr/

Kendisinin yazılarını ve fotoğraflarını çok beğeniyorum. Bosna Hersek, Makedonya, Sırbistan, Arnavutluk, Kosova, Montenegro gibi ülkeleri gezmiş ve gezerken de yazmış birisi. Bu ülkeler hakkında yazıları var kesinlikle okumalısınız çok eğlenceli ve bilgilendirici. Zaten kendine has üslubunu görünce okumaktan zevk alacaksınız. (Ülkelerin üzerine tıklayarak ilgili yazılara ulaşabilirsiniz.)

En sevdiğim yayınları da, kitap yorumları ve Amerika'da Yaşam başlığı altındaki yazıları oluyor. Hele ki Amerika, çok büyüleyici gözüküyor. Kendinizi orada hissediyorsunuz.

Bloğunda yorum sayısı fazla fakat tıklanma oranı bana az geldi. Lütfen emeğe saygı diyerek yazılarını Google+'da paylaşmayı unutmayın. Emine hanıma buradan selamlarımı gönderiyorum. Hepinize iyi hafta sonları!

"Amerika' Yaşam" yazısını okumak için buraya tıklamanız yeterli.
"Kitap Yorumları" konu başlığı altındaki yazılarını okumak için buraya tıklamanız yeterli.

DEVAMINI OKU
20 yorum
Paylaş:

Kasım 09, 2016

Kişisel Yazılar Yazmanın Temel Kuralları

Kişisel Yazılar Yazmanın Temel Kuralları

Dostlar merhaba, bugün kendi alanımda uzman olduğum "Kişisel Yazı" konu başlığı altında sizlere bilgiler vereceğim. Yazdığınız yazıların kişisel olabilmesi için "Nelere dikkat etmemiz gerek?" ve "Nasıl bir yol izlememiz gerek?" gibi sorularına cevap arayacağız.

1. Konuya İç Dünyanızdan Seslenin

Demek istediğim; bir konu var ve siz bu konu hakkında yazılar yazacaksınız, yazıyı yazarken herkesin düşüncesine katılıp ortak bir yazı haline gelmiş bir deneme yapmamalısınız. O konunun size neler çağrıştırdığını düşünüp tamamen sizin için geçerli olanları anlatmalısınız.

2. İplerinizden Sıyrılın

Her kişisel yazarın yapması gereken bir etken. Normalde bir konu hakkında söylenebilecek şeyler sınırlıdır fakat bir kişisel yazı da bu durum çok farklıdır. İplerinizden sıyrılın ki, istediğiniz yere varabilesiniz.

3. Kulaklarınızı Tıkamayın

Yazdığınız yazılara yorumlar gelecektir. Bu yorumlara kâle almıyormuş havası vermeyin. Aksine önemseyin ya da önemsiyormuş gibi yapın. Çünkü bir süre sonra sizin kişiselleştirdiğiniz yazılar başkalarının da düşüncelerini kapsar. İşte o zaman yazarlık kapsama alanına adım atarsınız ve düşünceleriniz önem kazanır.

4. Resmiyete Kapılmayın

Mesela bir kişisel yazısı okuyorum. Adam sanki Başbakanlık Konsolosuna itiraz mektupu gönderiyor. Biraz sal aga kendini, dilin ne söylemek istiyorsa parmaklarında onları yazsın. Yok şu böyle yazmış ben de öyle yazmalıyım. Alakası yok; eğer sen kişisel bir yazı yazmak istiyorsan başkasını değil kendini kendine ayna yapmalısın. Ancak böyle başarılı olabilirsin.

5. Uzun yazın

Sanırım bu benim en takıntılı olduğum etken. Kısa bir kişisel yazı gördüğüm zaman sanki sözler yarıda kesiliyormuş gibi oluyor. Bilmiyorum bana öyle geliyor, biraz gıcık oluyorum. Yazın abi durmayın, yazdığınız konular sayfalara sığmaz ama siz 10 satır bir şey yazıp bırakıyorsunuz. Ben de ilk zamanlarımda böyleydim ama tecrübeli biri olarak sizleri uyarıyorum. Yazın.

6. İmla Kurallarına Takılmayın

Ben burada biraz sıkıntı çekiyor olabilirim çünkü kurallara dikkat ediyorum. Fakat aslında çok da dikkat edilecek bir yeri yok. Demek istediğim "abi" yazmak yerine "Ağabey" yazanlar falan var. Bu kadar üstüne düşmeyin. Ben "Aga" demeyi tercih ediyorum.

Yani işin özü kasmayın. Ne kadar rahat yazarsanız bir o kadar cümleleriniz anlaşılır olur. Benden bu kadar, eklemek istedikleriniz varsa hiç çekinmeyin, yazın.

DEVAMINI OKU
24 yorum
Paylaş:

Kasım 07, 2016

Bu Hafta Ne Öğrendim? #25


Selam dostlar, tek tük kargolar gelmeye başladı ama henüz kesin yollar dediğim kişilerden kitap Almadım. Şahsen biraz üzüldüm. 2 hafta sonra gönderenler içinden bir video ya da yazı paylaşacağım. Bu da bu konu hakkında son konuşmamdı, gönderen herkese şimdiden teşekkür ediyorum.

Şimdi gelelim bu hafta ne öğrendiğimize. Tamı tamına 175 gün önce başlayan bu serimize son hızla devam ediyorum. 1000'lere ulaşmak dileğiyle.

1. Pakistan'da öğrenci olan Ahmed Mehtab, Google'ın Gmail'den çok büyük bir açığını yakaladı ve şirket tarafında ödüllendirildi. (Aslında hepimiz üstüne düşsek yaparmışız da eriniyoruz.)

2. Son 70 yılın en büyük dolunayı yani "Süper Ay" olayı 14 kasım tarihinde gerçekleşecekmiş. (Herkes bu tarih de gece gökyüzüne iyi baksın.)

3. Şöyle acı bir gerçek var. Dünya'da kolaylıkla internete ulaşan insan sayısı 3 milyarı bulmuşken, hala 2.4 milyar insan temiz su içmekten mahrum. (İnternet sudan önemli mi gerçekten?)

4. İngiltere'de yaşayan bir kız, midesinde kelepçe olduğuna inandırıldı ve bu sayede tam 34 kilo verdi. (İnsan psikoloji ne kadar önemli ya,  istesen her şeyi yıkıp geçebiliyorsun aslında.)

5. Einstein, ölümünden sonra gömülmek istememiştir. Bedeni yakılmış ve külleri bilinmeyen bir yerde yok edilmiştir.

6. Bir başka bilgi ise, Einstein'ın beyni ölümünden sonra alınmış, incelenmiştir. Fakat bu kendisine sorulmadan diplomatik bir izin olmadan yapılmıştır. (Çok saçma.)

7. Toyscouter adlı YouTube kanalı günlük 15 milyon izlenme ile rekor kırdı ve kırmaya da devam ediyor. (Ben hayatımda bu kadar saçma videolar görmedim.)

8. Youtube mecrasının kralı olarak bilinen Pewdiepie, 1 yılda yaklaşık 12 milyon dolar kazanıyor. Yani o da yaklaşık 37 milyon türk lirası yapıyor. (Ama bu haksızlık.)

9. Aşk kelimesi, Arapça aşeka kelimesinden gelir. Aşeka, bir ağacı saran, besinini ağaçtan alan ve zaman içinde ağacı kurutarak öldüren sarmaşığa denir. (Hüzünlendim.)

Bu haftalık bu kadar. Yorumlarınız için şimdiden teşekkür ederim. Görüşmek üzere.

DEVAMINI OKU
18 yorum
Paylaş:

Ekim 24, 2016

Bu Hafta Ne Öğrendim #23


Nedense kendimi hiç yayın yüklemeyen biri gibi hissettim. Böyle 2-3 hafta yok olmuşum gibi olmadı mı sizce de? Ben öyle hissettim her neyse tamam ya geri dönüş yapalım. Nasılsınız reyizler? Ben iyi değilim ya onu sonra anlatırım. Gelin size bu hafta ki bilgileri aktarayım. (Uzun tutuyorum değerinizi bilin.)

1. Thomas Edison ampulu bulduğunda Nicola Tesla laboratuvarında ampulü kullanıyordu. (Yaşadığımız her şey yalan mıydı Edison?)

2. İnstagram'a canlı yayın özelliği geliyor. İsmi "Go İnsta!" olan bu yenilik yakın zamanda telefonlarınızda olacak ya da olabilir diyelim. (İnstagram ne olur böyle bir şey yapma.)

3. İstanbul'un lanet olunası bir trafik sorunu var bunu hepiniz biliyorsunuz. İBB, bu sorunu çözmek için yeni bir proje olan Havaray'ı bizlere sunuyor. Adından da anlaşılacağı üzere yerden yüksek bir yerde ulaşım sağladığı için günlük hayatta hem kolaylık sağlayacak hem de insanlara boş alan kalacak. Bu arada proje yakında başlayacak ve 2019'da halka açılacaktır. (Şimdi insanlar toplu taşıma aracından bıktığı için böyle bir şeyin yapılması bilmiyorum yarar sağlayabilir evet ama tam bir çözüm getirir mi düşündürür. Sorun aslında İstanbul'da değil, insanların da. Her ailenin en az 3 arabası olduğundan ve ulaşım konusunda neredeyse yatarak yolları geçireyim dediklerinden bizden olmaz. Ulan amerika'da Hollywood yıldızları metro kullanıyor bizdekiler 2 şarkı çıkarınca hemen Porsche'ye sarılıyor. Neyse, hayırlısı.)

4. Çin'de neredeyse 700 milyon insan mikroplu su içiyor. Zaten Çin'in yeraltı sularının %80'ni kirli sudan oluşmaktadır. (Gerçekten çok kötü.)

5. Hazır konu sudan açılmışken; ortalama bir duş 75 litre su harcar ve Afrika, Asya gibi kıtalar da yaşayan insanlar temiz suya ulaşmak için 6 km yol yürürler. (Adalet, kirli atlet.)

6. Dünya'da en çok bakteri Amerikan Doları'nın üzerinde bulunuyor. (Yani gidip tuvalete elinizi sürtseniz daha iyi. Çok ciddiyim. Hatta bir bilgi daha vereyim, telefonlar bakteri açısından alaturka tuvaletlerden daha az bakteri saçıyor. Bu yüzden telefonlarınızı ya da teknolojik aletlerinizi sık sık silin.)

7. Kağıt paranın o metalik kokusu aslında demir veya bakır ile etkileşime girince parçalanan vücut yağlarının kokusudur. (Bende sanıyorum ki paranın köpeği olduk. Aydınlandım beeen.)

8. Doğuştan işitme engeli olan çocuğun "Güneş doğarken ya da batarken ses çıkarıyor mu?" sorusunu öğrendim bu hafta. Öğrendiğim en üzücü şeydi.

9. Goh Gweg Enk isimli bir kadın, McDonald's da çalışan en yaşlı kişi. O tam 92 yaşında. (Ben şu yaşımda sipariş etmeye üşeniyorum kadın çalışıyor valla helal olsun.)

10. İstatistiklere göre her gün tüm Dünya'da McDonald's restoranlarından içeri 85 milyon insan giriyor. Buna göre saniyede 75 burger satılıyor. (Hiç sevmiyorum şu hamburgeri.)

11. Her yıl 2.500 solak insan, sağlak olan insanlar için üretilen makineleri kullanırken hayatlarına son vermişlerdir. (Ne kada da komik bi o kada da ilginç.)

12. Karıncalar uyumaz.

13. Kıta isimlerinin hepsi aynı harfle başlayıp aynı harfle biter. (Farklı olsaydı kullanımı zor olurdu bence lisan olarak çok yardımı dokunuyor. İnce ama zekice verilmiş isimler.)

14. Eğer bir insan aralıksız 8 sene 7 ay 6 gün bağırabilseydi, bir kahveyi ısıtabilme başarısına ulaşırdı. (La bi git başkasıyla eğlen ya.)

Gidiyorum tamam, bugünlük bu kadar. Siz de neler yaptınız neler öğrendiniz bir söyleyin bakalım ben merak ederim. Hadi kaçtım Allah'a emanetsiniz.

DEVAMINI OKU
19 yorum
Paylaş:

Ekim 19, 2016

Michael Sikkofield

Michael Sikkofield

Merhaba dostlar, bugün uzun zamandır takip ettiğim, televizyondaki birçok yüreksiz alimden daha bilgili, bir çocuk gibi bilgiye aç ve tek amacı okuyucularına doğru bilgiyi ulaştırmak olan bir kişiyi sizlere tanıtacağım.

Aslında belki de hepiniz tanıyorsunuz, ya da hiçbiriniz tanımıyorsunuz bilemiyorum. Asıl adı Cemre Demirel fakat kendine Michael Sikkofield ismini vermiş. Prison Break hayranı olsa gerek. Ya da dizinin sonu gibi nelerin olup bittiğini anlamadığımız bir kişilik. Her neyse, Kendisi dini anlamda yazılar yazıyor ve doğru bilinen yanlışlara ya da yanlış bilinen doğrulara açıklık getiriyor.

Ben sadece blog sayfasındaki yazıları okuyordum. Oysa ki Facebook ve Twitter'da da baya yazılar yazıyormuş. Abi bir insan yeni yazı yayınlanınca mutlu olur mu? Ben mutlu oluyorum vallahi. Attığı her yazıyı ve yazıya gelen yorumları okuyorum. Bazen yorumlarda münakaşa ortaya çıkıyor ve insan çok bilinçleniyor.

Ha bakın bu insanın yazdığı her yazıya da olumlu bakıyorum diyemiyorum. Bazı yazıları insanı müşküle sokuyor ve bildikleriyle şüphelendiriyor. Kesinlikle "Burada yanılmış." dediğim birkaç konu var. Zaten her zaman doğru söyleseydi hiç inanmazdım ya o ayrı.

Mesela bir paylaşımında demiş ki: "Bir kişi sizi Kuran'a davet ediyor ve sorularınıza ayetlerle cevap vermeye çalışıyorsa, o bir Müslümandır. Dinleyin, zarar gelmez.
Bir kişi sizi Kuran'a davet ediyor ve sorularınıza ayetlerin yanında rivayetler, uyduruk hadisler üzerinden cevap vermeye çalışıyorsa, o bir mezhepçidir. Dinleyin ama sözlerini ayıklayın.
Bir kişi sizi Kuran'la beraber risalelere, yüzlerce yıl önce yaşamış adamların mutlak doğru kabul edilen kitaplarına, şeyhlere, evliyalara, tasavvufa davet ediyorsa, o bir bordo sarıklı mürittir. Dinleyin ama tersten dinleyin." Bu söyledikleri fazlasıyla doğru. Hatta her 15 dakikada bir reklama gidiyoruz diyen ve program süresinin 3 saati geçdiği bir dini programdan daha çok şey öğretiyor.

Ben şu huyumu çok seviyorum. Bir insan yanlış olsa bile doğruları söylediği anları da vardır. İşte ben o doğrulara inanıyorum, yanlışlara göz yumuyorum. Kimden ne koparacağımı çok iyi biliyorum. Ağzını açıp da her duyduğuna inanlardan olmayın, mantıklı bulduğunuz ve inandığınız her şeyi hayatınızda yer edinirseniz, sizler için bu yeterlidir.

Cemre bir sözünde de şöyle diyor: "Bir film veya kitap, izlendikten veya okunduktan sonra seni Google'da araştırma yapmaya itiyorsa, iyi bir şey seyretmiş ya da okumuşsundur." Mesela bu sözü de çok doğru. Kesinlikle gözlem sonucu ortaya çıkmış bir tespit.

Sikkofield takipçilerinin bir eleştirisi var. O da, kendisinin dini şeyler yazmasına rağmen çok küfür etmesidir. Evet buna bende katılıyorum; yazılarında küfürler olabiliyor. Ama bilmiyorum ya bana samimi geliyor ya da ben sadece anlattıklarına odaklanıyorum. Biliyorsunuz insanlar irdelemeye bayılır. Bir şey daha, kendisi her şeyi söyler. Gerçekten söyler. Bir şeyi söylemekten gocunmaz. Bir dini yazı okurken bir de bakmışınız ki ABD başkanı ibne çıkmış. Bu böyledir, yalan yok.

Size söylediğim bu kişi öyle meşhur biri, kitap imzası vermekten parmağı kopan bir yazar veya şair değil. Psikopatın teki. Kendisinin söylemine göre 6 ay yataktan çıkmadığı bile olmuş. Zaten böyle yazılar yazmak için kafayı yemen gerek. Bakın bu kişi en iyisini de eleştiriyor en kötüsünü de. O yüzden beyniniz elinizdeki telefonlar gibi kapalı bir kutudan ibaretse sakın yazılarını falan okumayın, hatta buradan da ayrılın.

Kendisini seveceğinizi düşünmüyorum çünkü doğruları direk suratınıza tükürüyor. Hırsızlık olduğunu düşündüğü için okuduğu bankacılık hayatını silen bir adam bu. Doğruları söylemekle yetinmeyip direk hayatına işlemiş birisi. Öyle kafasında takke ile gezen, cübbe giyinmiş bir "Mümin" değil. Günde 3 paket sigara bitiren bir psiko. Fakat şu ana kadar müthiş şeyler öğrenmeme aracı oldu. Demek istediğimi anladınız mı?

Her neyse uzatmıyorum. Benim bu alanda en sevdiğim ve saydığım kişi Michael Sikkofield'tır. Çünkü bilmiyorum.

Kendisinin yazılarını okumak için buraya tıklamanız yeterlidir. Gerçekten bilinçlenmek ve düşünce havuzuna balıklama dalmak isterseniz bir göz atın derim. Eyvallah.

DEVAMINI OKU
12 yorum
Paylaş:

Ekim 17, 2016

Bu Hafta Ne Öğrendim? #22


Hiç uzatmadan hemen bilgilere geçiyorum. Çok yorgunum ama sizin için her şeye değer!

1. Netflix Türkiye, Twitter hesaplarında "Leyla İle Mecnun" dizisinin yayınlanabilme olasılığına dair bir tweet attı. Erdal Bakkal emojisinin yer aldığı mesajda "Dünya'nın bu emojiye de ihtiyacı var." denildi. (Allah'ım inşallah başlar çok fazla mutlu olurum.)

2. Uzayda geyiremezsiniz. Dünya'da yer çekimi dolayısıyla yediğimiz yiyecek ve içecekler midenin alt kısmında yer alırken yuttuğumuz gazla yukarısında yer alır ve bunu çıkartma gereği duyarız. Ayrıca uzayda tuvaletinizin geldi an deponuzun dolduğu anlamına gelir. Eğer hemen tuvalet ihtiyacınızı gidermezseniz patlayabilirsiniz. (Bu neydi şimdi Ruhi?)

3. Köpek balıklarının göz şekli insanlarla uyuşur ve bazen göz operasyonlarında kornea bu balıklardan alınabilir.

4. Güneş yıldızının yüzey sıcaklığı 5500C, çekirdek sıcaklığı ise 15.6 milyon C'dir. (Düşünün bir; biz daha 40C sıcaklığa dayanamıyoruz. Allah affetsin.)

5. Osmanlı mezar taşlarında kırık bir gül işlemesi varsa o mezar genç yaşta ölmüş bir kıza ait demektir.

6. İnsan idrarı yani küçük abdesti, zifiri karanlıkta tıpkı fosforlu bir ayakkabı gibi parlar. (Bunu kim keşfetti çok merak ettim.)

7. Kıvanç Tatlıtuğ aslında bir basketbolcu imiş. Eğer kritik bir sakatlık geçirmeseydi dünyaca ünlü basketbolculardan biri olarak tanınacakmış. (Vallaha şaşırdım ama adama her şey yakışır yalan yok.)

Hastalığımı maruz görün bu haftalık bu kadar. Bir iyileşeyim yeni haberlerle döneceğim söz veriyorum.

DEVAMINI OKU
9 yorum
Paylaş:

Ekim 11, 2016

Mimik Canavarı: Ece Aydoğan

Mimik Canavarı: Ece Aydoğan

Millet gerçekten dayanamadım ve Ece kuş için bir yazı yazmak istedim. İçimden geldi maruz görün. Daha doğrusu tanımayanların tanımasını istiyorum çünkü böyle bir tatlılık yok.

Aslında Ece baya meşhur bir yavrucak. İnstagram'da 218k takipçisi var ve bu sayı gittikçe yükseliyor. Youtube ve Snapchat mecralarında da baya aktifler. Takip etmekten mutluluk duyuyorum çünkü Ece'nin Zeynep hanıma verdiği tepkileri beni benden alıyor. Yemin ederim ekranı öpesim geliyor, bu bebek tam bir mimik canavarı!

Evde ailecek takip ediyoruz ve "Şimdi yanımızda olsaydı öpmekten öldürürdük." diyoruz.

Ece'nin videolarını çeken ve takipçilerine aşırı derecede değer veren Zeynep Aydoğan'a buradan selamlarımı gönderiyorum. Gerçekten kaliteli bir insan, gülümsemesi Ece'ye de yansımış. Allah nazarlardan saklasın. Mutlulukları daim olsun.

Şimdi sizleri Ecenin en çok beğendiğim videosuyla baş başa bırakıyorum. Kesinlikle izleyin ve mimiklere dikkat edin. Daha sonra bu meleğe ulaşmak için aşağıda verdiğim tüm sosyal medya hesaplarını takip edin. Yarın görüşmek üzere, sevgiler.



Ece'yi İnstagram'dan takip etmek için buraya tıklayın.
Youtube'dan abone olmak için buraya tıklayın.
Twitter'dan takip etmek için buraya tıklayın.
Facebook'dan takip etmek için de buraya tıklayın.

DEVAMINI OKU
9 yorum
Paylaş:

Ekim 10, 2016

Bu Hafta Ne Öğrendim? #21

Bu Hafta Ne Öğrendim? #21

Herkese selam, hiç lafı uzatmadan bilgilere geçiyorum. Biraz uzun olacak ama beğeneceğinize eminim!

1. Kanzi adında bir şempanze, küçüklükten beri ateş yakabiliyor, kendi yemeğini pişirip ısınmak için çözümler üretebiliyor. Bunun sebebi farklı bir şempanze olmak değil sadece ne yapacağına dair defalarca film seyretmiş ve artık bunu uygulayabiliyor.

2. Küçük bir ada ülkesi olan Kauru, "en şişman nüfus" olarak tanımlanıyor. Bunun sebebi batının ürettiği fast food yiyeceklerinin ülkeye hızla giriş yapmasıdır.

3. 1.5 kilometreye 4 insan düşerek en az insanın bulunduğu Ülke Moğolistan'dır. Bunun yanında 1.5 kilometreye 340.000 insan düşerek en kalabalık Ülke Honk Kong'dur. (Bir gözünüzde canlandırsanıza; ne kadar ilginç.)

4. Dünya'da 75.000.000 at vardır ve bunlar ortalama 40 yaşına kadar yaşarlar. (Sayısı da yaşı da insanlar gibi.)

5. Eğer burnunuz kanıyorsa yapmanız gereken şey, burnun yumuşak kısmına baş ve işaret parmaklarıyla basmak ve başını dik tutarak oturmaktır. Sakın kafanızı kaldırmayın ve geriye doğru yaslanmayın. Bu kanı boğazınıza göndererek yutmanıza sebep olur, mide bulantısı ve kusmaya neden olabilir.

6. Kalbimiz dakikada 70-72 kere atar. Yani buna göre 70 yaşında bir adamın kalbi 2.500 milyon kez atmıştır ve bu süre içerisinde de 167561600000 kilo kan, damarlarımıza pompalanmıştır. (Biz neymişiz be abi.)

7. Atlar ayakta uyur ve bunun sebebi, ayaktayken daha rahat nefes aldıklarıdır. Eğer uyumak için yere yatsalardı iç organları patlayabilirdi. (Haa bu arada biz insanlar ayakta durmaya çalışırsak elbet bir süre sonra kafamızı taşıyamayıp yere çakılırdık.)

8. California Irvine Üniversitesi'nde bir grup araştırmacı yanlışlıkla 400 sene dayanan batarya icad ettiler. (Gelişmeyen Tek Teknoloji: Pil Ömrü yazım uğurlu geldi herhalde.)

9. Tolstoy bisikleti sürmeyi öğrendiğinde tam 67 yaşındaydı. Bu yüzden günümüzde "Tolstoy'un Bisikleti" kavramı vardır ve "Hiç bir şey için henüz geç değil."anlamına gelir.

10. O zamanın Kraliçesi Einstein'a "Seninle evlenelim, çocuğumuz da benim kadar güzel ve senin kadar zeki olsun" demiş ve Einstein yine üstün zekasıyla şu cevabı vermiş; "Ya benim kadar çirkin ve senin kadar aptal olursa?" (smoke weed everday)

11. Gelelim asıl bilgiye. Hintliler kobrayı nasıl oynatıyor? Hemen söyleyeyim. Tabii ki böyle tehlikeli bir hayvanı eğitmiyorlar. Kobra yılanları sağırdır ve çalınan müziği duymaz. Amacı tehlikeli olarak gördüğü flüte saldırmaktır. Yılanı oynatıyormuş gibi gözüken kişi sürekli flütün yerini değiştirir ve kobra son hamlesini yapamaz. "Neden saldırmıyor?" derseniz de; Hintliler kral kobra türü yerine ürkek kobra türünü kullanırlar.

Bu haftalıkta bu kadar. Okuduğunuz için hepinize çok teşekkür ederim. Ben kaçtım hadi Allah'a emanetsiniz.

DEVAMINI OKU
14 yorum
Paylaş:

Eylül 28, 2016

İyi Bir Blog Yazarı Nasıl Olmalı?


Hey bugün sıkı durun çünkü şimdi, iyi bir blog yazarı olmayan bir blog yazarından nasıl iyi blog yazarı olunur onu öğreneceksiniz. Gitmeyin ya durun cidden anlatıyorum!

1. Özgün Yazılara Yönelmelisin

Herkesin de bildiği gibi iyi bir blog yazarı kendi cümleleriyle tanınır ve tanınmak ister. Çalıntı, başka bir zamanda ve başka bir yerde yayınlanmış yazıları kendisi yazmışcasına paylaşan bir yazar yanlış yoldadır. İyi bir blog yazarı olmak istiyorsanız, düşünün.

2. Konuyu Farklı Dallarda Yürütmeye Çalışmalısın

Bu benim en önemsediğim ve hassas olduğum sonuçlardan biri. Bir kişisel blog sitesini ziyaret ettiğimde ilk önce yazarın konuyu nasıl ele aldığına ve konuyu nasıl yürüttüğüne bakarım. Normal bir insan gibi cümleler kuruyorsa ve kendi hayal dünyasından bir şeyler yansıtmıyorsa ben ona "Blog Yazarı" diyemem. Dedirtmezler.

3. Bir Cümleden Deneme Yazıları Çıkarmalısın

Yani demek istediğim, anlamlı olduğunu düşündüğünüz bir cümleyi; farklı farklı cümleler ve kelimeler kullanarak konuyu açmaya çalışın. Bazen yazı yazarken takıldığımda hemen bu yola başvuruyorum ve üretkenliğimi ön plana çıkarıyorum. Bir cümleden 4-5 sayfa deneme yazıları yazıyorum ve bu sayede bir konu hakkında etkin düşünebilme özelliğimi geliştiriyorum.

4. Empati Kurmalısın

Kafanızda tasarladığınız bir yazıya gelen yorumu çok önemseyin. Çünkü okuyucu her zaman yazı da almak isteyeceği şeyleri görmek ister. Bu özgünlüğünüzü kısıtlamamalı tabii ama size yapılan yorumları dikkate alın ve kendinizi yorum yapan kişinin yerine koyarak "Ben nasıl bir yazı yazılmasını isterdim?" sorusunu bizzat kendinize sorun. Böylelikle hem özgün olursunuz hem de istenilen şekilde bilgiler aktarırsınız.

5. Birilerini Örnek Almalısın

Ben her zaman büyüklerimi örnek alıyorum ve "Kalite" kelimesinin anlamını onlardan çıkartmaya çalışıyorum. Ben Youtube'da sanat, tasarım ve teknoloji konu başlıkları altında videolar çeken Youtuber Barış Özcan'ı örnek alıyorum ve gurur duyuyorum. Örnek alıyorum derken; onun cümlelerini taklit etmekten bahsetmiyorum. Onun gibi düşünmeyi, konulara onun gibi yaklaşmaya çalışıyorum. Kendisine saygım sonsuzdur, iyi ki varsın Barış Özcan.

6. Kazanmak İçin Yazmamalısın

İyi bir blog yazarı olmak istiyorsanız sitenizden maddi anlamda bir şeyler güdmemeniz gerekiyor. Eğer para için yazılar yazarsanız ve sürekli reklam işlerine takılırsanız, asla istenilen noktaya varamazsınız. Belki meşhur olabilirsiniz ama nasıl meşhur olduğunuz da çok önemli. Cem Yılmaz diyor ya: "Ben para için bir şeyler yapmadım, bir şey yaptım, para etti, o ayrı."

7. Kendi Dünyanı Geliştirmelisin

Yazdığın yazılarda senden bir parça yoksa, karşıdaki insanı etkilemek neredeyse imkansız. Hangimiz gidip ilaçların prospektüsünü okuyup derin düşüncelere dalıyoruz? Biraz anlam katmaktan çekinmeyin ve o an ne geliyorsa döktürün.

8. Değer Görmek İçin Değer Göstermelisin

Son olarak, eğer birileri tarafından eleştirilmek ve konuya hakim olan insanlardan yorum almak isterseniz, kolları sıvamanız gerekir. Şu zamanda oturup da benim gibi blog yazılarını keyifle okuyan insan sayısı çok nadirdir. İlk başlarda elinizi taşın altına koymak değil de direk taşı kaldırıp elinize almanız gerekir. Yorum yapın, durmayın. Yorum yapmaktan ve insanlara değerli olduğunu hissettirmekten çekinmeyin.

Ben bu kadar biliyorum, aciz görün. Eğer bir şeyler katabildiysem ne mutlu bana gerçekten. Umarım bir gün hayal ettiğiniz yerde hayaller kurarsınız. Eyvallah.

Fotoğraf alıntıdır: https://wallpaperscraft.com/

DEVAMINI OKU
28 yorum
Paylaş:

Eylül 19, 2016

Bu Hafta Ne Öğrendim? #18


Bugün birçok güzel bilgiyle karşınızdayım. Bu hafta ne de çok şey öğrenmişim. Hadi gelin biraz şaşıralım!

1. Fransız Kraliçesi olan Marie Antoinette, kıtlık yaşayan halkına "Ekmek yoksa pasta yesinler." sözünü asla söylememiştir. (Bu bilgiyi nerede öğrendiğini hatırlayan var mı?)

2. Belki 1-2 yerde duymuş olduğunuz "Kanımızın asıl rengi mavidir. Kan, hava gördüğü zaman kırmızıya dönüşür.) Bilgisi kesinlikle yanlıştır.

3. Güneydoğu bölgesinde mükemmel bir proje gelişiyor. Kaçak elektrik kullanımın çok fazla olduğu şu zamanlarda, şifreli elektrik dönemi başlıyor! Projeyi üstlenen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, kaybedilen ve kaçak olarak elde edilen enerjiler kriptolama sistemi ile sonlandıracak. Sistemi incelemek için buraya tıklayabilirsiniz. (Gerçekten harika bir şey olmuş; özellikle güneydoğu bölgesinde başlamasına çok memnun oldum.)

4. Fransa'da plastik bardak ve tabaklara yasak geldi. Biliyorsunuz plastiklerin yok olma süresi çok çok uzun. Günlük hayatta yediğimiz içtiğimiz ufak yiyecekler hep plastik. Bunlar da çevreye çok büyük zarar. (Fransa en iyisini yapmış, arkandayız Fransa!)

5. Bugün tüm okullarda gireceğimiz ilk ders "15 Temmuz" anlatan içeriklerle gerçekleşecek. Broşür dağıtacaklar ve sizi bilgilendirecekler. (Umarım bu tüm okullarda dikkate alınır ve öğretmenler konuyla alakalı öz eleştirisini yapmaz.)

6. Deve kuşları atlar kadar hızlı koşabilir ve aslanlar gibi kükreyebilirler. (Ayı tamam da deve kuşu nedir?)

7. Yeşil bir alanda ortalama olarak dönüm başına (1000 m) 50.000 örümcek düşüyor. (Yani siz piknik yaparken veya çimlerde yuvarlanıyorken katil oluyorsunuz.)

8. Bal güneş görmezse sonsuza dek bozulmaz. (E bunu kim nasıl kanıtlayabilir ki? Şaka şaka cidden çok ilginç.)

9. Kedi balığı, bir şeyin tadına bakmak için tüm vücudunu kullanır.

10. Zürafalar kafalarını kaldırıp gökyüzüne bakamazlar. Eğer bakmaya çalışan bir zürafa olursa tansiyonu tavan yapar ve kalbi durur.

11. Cadı Makigiller'in göz bebekleri beyninden daha büyüktür. (Aptal gibi bakıyordu zaten.)

Bugünlük de bu kadar. Sizleri önemsiyorum ve seviyorum; umarım güzel şeyler öğrenmenize yardımcı olmuşumdur. Eyvallah.

DEVAMINI OKU
27 yorum
Paylaş:

Eylül 14, 2016

Gelişmeyen Tek Teknoloji: Pil Ömrü


Selam dostlar, bugün hepimizin çok büyük bir sıkıntısı olan telefonların pil ömrü hakkında biraz konuşacağız.

Teknoloji son 10 yılda mükemmel bir gelişme gösterdi. Bundan 10 yıl önce şu an herkesin elinde olan dokunmatik telefonlardan eser yoktu. Teknolojinin genel anlamda gelişme gösterdiği aşikar fakat püf nokta olan batarya, pil ömrü; her zaman sıkıntı.

Piyasaya sürülmekte olan iPhone 7 1735 mAh, iPhone 7 Plus ise 2810 mAh kapasitesinde olduğu söyleniyor. Yani bataryanın ömrü uzuyor ama sizi prizden uzaklaştıracak kadar değil. Adım adım ve insanı gıcık eden bir durumda ilerliyor.

Teknoloji mükemmel ilerliyor ama bizim önümüze ufak ufak atılıyor ve biz de cazibesine katılıyoruz. Eski telefonla yetinen dostlarımın ağzında hep şu kelime var: "Ben bir sonraki çıkanını alacağım." Gözümüz hep bir sonrasında. Özellikler arttıkça ihtiyaçlar da artıyor ve telefon artık insanın hayatı durumuna geldi. Göz önünde "Çok gelişen bir ülke" olarak adlandırılabiliriz fakat "Çok gelişmek isteyen ülke" olarak görüyorum ben.

Eğer bizi prizlerden uzaklaştırırlarsa kendilerine bağlayacak başka bir yöntem bulmak zorunda kalacaklar. Telefonla uğraşırken batarya zayıflıyor ya, önemli bir şey gibi geliyor gözümüze. "İhtiyacın var bana! Telefonu şarja tak ki benimle daha fazla zaman geçirebilesin!" gibi vesveseler veriyor bize. Ama düşünsenize telefonların batarya ömrü 5 güne sığabiliyor. Bir gün elbette böyle bir şey olacak ama direk böyle bir yenilik önümüze koyulursa gözümüzde telefonun bir önemi kalmaz. Ama bu yenilik aylara, senelere sığdırılırsa ve yavaş yavaş gerçekleşirse farkında olmadan basit bir şeyi gözümüzde kocaman bir şey yapmış oluruz. Evimizi, arabamızı satıp o telefonu almaya çalışırız.

Telefonlar ne kadar gelişirse gelişsin, bataryalar daima korkulu rüyamız olacak. Ek batarya çıkardılar mesela, oradan da artı para kazanıyorlar. Güneş enerjisiyle bataryanızı dolduran cihaz bile çıktı ve bu yöntemle de çok para kazanıyorlar. Devir ticaret devri, yapacak bir şey yok.

Siz ne düşünüyorsunuz bu konu da merak ediyorum. Sizce ilerleyen zamanlarda neler olacak? Yorumlarınızı bekliyorum.

DEVAMINI OKU
18 yorum
Paylaş:

Ağustos 28, 2016

"Haftanın En İyi 5 Blogu" Listesi!


Ekstra yayın yazmaya devam ediyorum, ne yapayım kendimi durduramıyorum. Boş boş oturmak hiç bana göre değil. Neyse, bugün bazı Blog sitelerinde gördüğüm ve çok beğendiğim bir şey yapacağım. Hem ben çok yararını göreceğim hem de sizin Blog siteniz tanınmış olacak.

Siz bu yayının altına vereceğim şartları yazarak yorum yazacaksınız ve ben Blog sitenizi sitenin sağ tarafında olacak olan "Haftanın En İyi 5 Blogu" listesine ekleyeceğim. Her hafta farklı farklı Blog siteleri olacak. İlk hafta 5 Blog'dan biri olmak isterseniz güzel bir tanıtım yapmaya gayret gösteriniz. (Ama unutmayın kişisel Blog'um her zaman aktif olduğu için, ne zaman 5 Blog arasına girerseniz girin, hiç fark etmez.)

Bu benim işime çok yarayacak. Birbirinden güzel insanlar tanıyacağım inşallah.

Katılım İçin Yapılması Gerekenler:
  • Yaptığınız yorumda yazım kurallarına dikkat ediniz ve açıklayıcı bir yazı yazmaya özen gösteriniz.
  • İster kendi Blog sitenizi isterseniz de bir başkasının blog sitesini tanıtınız, sorun değildir.
  • Yaptığınız yorumda Blog sitenizin hangi konu veya konuları ele alarak yazılar oluşturduğunu belirtiniz.
  • Sitenizin Url'sini yazmayı unutmayınız. Örneğin; "http://www.samettutal.com/)

"Haftanın En İyi 5 Blogu" haftaya pazartesi başlayacaktır. Umarım katılırsınız ve sizleri hem benim hem de okuyucularımın tanıma şansı olur. Yorumlarınızı sabırsızlıkla bekliyorum. Kendinize iyi bakın.

DİPNOT: Yayın sona erdi. Yorum yapanlar güzel insanlara çok teşekkür ediyorum. Onlara altta vereceğim linklerden ulaşabilirsiniz.

1. Gün Batarken Gördüğüm Son Işık

2. Menfi Ebru Taş

3. Kelimeler Benim

4. Arif Öztürk

5. Herşeyden Konuşmalı

6. Ilgın'ın Renkli Dünyası

7. Ece Evren

8. Pinquitte

9. Ne Okudum Ne İzledim

10. Yazıyorum Yazdım

11. Sema Gökçe

DEVAMINI OKU
36 yorum
Paylaş:

Ağustos 02, 2016

Apple 1 Saniyede Kaç Ürün Satıyor?



Dünya'nın en büyük ürünlerinden biri olan Apple, saniyede olağanüstü bir satış rekoru kırıyor. Çok ilginç.

Şirket, saniyede 5 iPhone, 1 iPad, 1'de Mac satmayı beceriyor. Az gibi geldi değil mi? Saniyeyi 10'a çıkartırsak eğer; 64 iPhone, 13 iPad, 5'de Mac satıyor. Çok ilginç gerçekten.

Son kez süreyi 2 dakika'ya çıkarmak istiyorum. Apple 2 dakika'da 810 iPhone, 163 iPad, 64 Mac satıyor. Apple Watch'ı saymıyorum bile onu da siz hesap edin.

Tabii ki bu Apple'ın satış gelirlerine göre ortalama bir satış göstergesi. Ani satışları yayımlamak neredeyse imkansız. Ama olsun, bu bile şaşırmamıza yetiyor.

Siteyi ziyaret etmek isteyenler buraya tıklayabilirler.

Sitede çok fazla durmayın maazallah satışlar sizi etkileyebilir. Aman diyeyim Apple'ı başkalarıyla kıyaslamayın.

DEVAMINI OKU
2 yorum
Paylaş: