Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Eylül 13, 2017

Bir Kardelen Çiçeği


Bazen içinizdeki ses çığlık atmanızı söyler fakat aklınız bunun bir işe yaramayacağını gösterir. Onu kalbinizden sökerken her şeyin kökten geldiğini hissedersiniz. Nefes alıp verirsiniz, patlamış bir silahtan çıkan merminin hızı misali. Etrafta söylenilenleri kulaklarınız işitmez, aynı ses döner durur kafanızda. Söylediği güzel sözleri sayıklamaya başlarsınız. Bir daha duymak istersiniz, ama sadece istersiniz. Aklınıza takılan her sorunun başını nedenler çeker. Bir şeyler yapmak istersiniz ama zaman denilen illet sizi çoktan sollamıştır. Artık bir şeylerden vazgeçmek zorunda kalmışsınızdır. Atan kalplerinizle duyan kulaklarınız, inkar eder olan bitenleri. Fakat, olmuştur. Birileri yine gitmiştir.

Sıcak yaz gününde açabilen tek kardelen çiçeği girdi hayatıma. Zorluklarla baş ettiğini, güneşe bakışından anladım. Ona umutla bakıyordu. Fanilere umut bağlamayı çoktan bırakmış bir kardelen çiçeğiydi. Kimse ona bir çiçek olduğunu söylememiş gibi gülümsüyordu, sanki içinde rutubet kapan bir duvar vardı. Birilerinin o duvarı yıkmasını isterdi fakat kendinin de yıkılacağının farkındaydı. Acılarının kendinden ibaret olduğunu bilen bir kardelen çiçeğiydi. Yaprakları kurumuş olsa da etrafına müthiş kokular saçardı. Ona göre kendisi dikenlerin arasında yapayalnız, sadece solunca değeri anlaşılan bir çiçekti. Oysa ki zorluklardı, onu güzel yapan. Sanki sürekli acılarını taşıdığını hissettiğim bir çantası vardı, omzundan düşürmediği. Bir şeylerin aklından çıkmadığını düşündüren elleri vardı, sürekli kıpırdayan. O güzeldi, güzdü. Her ne kadar bir kış çiçeği olsa da Kardelen, bize en çok o güneşli günleri yaşattı.

Hayat aslında bir gülücükten, bir öpücükten, bir sarılmaktan geçer. Hayat o kadar da zor bir sınav değildir. İyi insan olmakla yetinmeyin tabii ki ama onsuz da kalmayın. Etrafınızdakilere yok olduğu zaman kıymet vermekten vazgeçin. Bu hem yanınızdakini uzaklaştırır, hem de mezardakini güldürür. Kalbinizden çıkan o güzel hisleri kelimelerle buluşturmalısınız. Dünya size kin, nefret ve öfke biriktirecek kadar vakit tanımadı. Siz sadece etrafınızdaki güzellikleri tanımakla yetinin. 

Eğer değerini bilirseniz, ölüm en güzel nimettir. Gerçeklere açılan tek kapı, yalanlardan kurtulan tek yoldur. Giden birini suçlamak en büyük suçtur. Nefes aldığınız sürece, insanların yaşama hevesine ortak olun. 

Hepimiz için gökyüzünde mutlaka bir yerler vardır.

(Bu paragraflar, 09.09.2017 tarihinde vefat eden Kardelen Dinçer için dökülmüştür.)

DEVAMINI OKU
13 yorum
Paylaş:

Ağustos 22, 2017

Birikmiş Vagon Gözyaşları


Buz tutmuş bir tren vagonunu ancak zaman ısıtabilir. Raylar istediği kadar oturmuş olsun, üşümüş bir tren asla yola çıkmaz. Aslında yolcularını sevdiklerinden ayırmak istemez trenler, fakat gitmek onların doğasında vardır. Etrafı ağlayan ve vagonlarla birlikte koşan insanlarla doludur. Küçük çocukların eğlencesi, büyük insanların son gecesidir. Trenler, vedadır. Ne kadar çok ziyaretçisi olsa da, kimse trenleri sevmez. Sanki gönlündeki bağı bir vagona bağlarsın, ve o tren onu alıp götürür. Trenler, elvedadır. Asla mutlulukla ayrılamazsınız o garlardan. Ya Ramiz Selma'sına veda etmiştir. Ya da Nazım Piraye'sine. Giden hüzünlü, kalan emrihaka kavuşmuştur. Esasında kalandan çok giden yaralanır. Trenin hızı kadar kalbine çiviler saplanır, ama hala diridir. Hızla geçen evlerdeki cıvıltılar ve sevgi sesleri onu öldürür. Hikayelerini düşünür, o gördüğü insanlarda yaşadığı şeyleri hayal eder. Hızla geçen evlerde kendini görmek ister. O da sıradan olmak ister. Hızla geçip gidilen birisi olmak ister. Hayatın onu görmemesini ister. Bazen; o an için değilde zaten yaşadığı için, nefes almak ister. 

Kademeli vagonlar, kademeli insanlara ayrılır. Her vagonun ayrı bir vedası vardır. Birisi sevdiğini alıp götürür. Öteki sevdiğini terk edip gider. Bir diğeri anasına son kez sarılarak askere uğurlanır. Bir başkası anasını babasını öldürüp şehirden kaçar. Raylar gitmek istemezcesine sesler çıkartır. Çığlıklar biraz yavaşlatır onları, duraksarlar. Ve ardından, vagonlar gözyaşlarıyla dolar. Yine birileri gider, birileri kalır.

Mektupların havada uçuştuğu, bavulların üst üste dizildiği, sarılmaların bitmediği, ve ağlamaların susmadığı gündür o gün. Babalar dimdik durur içi ağlar, analar gözyaşı döker yine de sapasağlam. Sevenlerin birleştiği an çıt çıkmaz kimseden. Çünkü herkes bilir ki, orada zaten kıyamet kopuyordur. Tren garları, hastane kapılarına benzer. Tek fark, gidenin gelip gelmeyeceği hiç belli olmaz.

Trenler, gidip de gelmeyenin, gelip de bir türlü gidemeyenin oyunudur. Trenler bizlerdir.

DEVAMINI OKU
12 yorum
Paylaş:

Temmuz 06, 2017

3 Mermi, 5 Uyku İlacı ve 1 Anestezi


Tarih, 05. 02. 1994.

O sabah kafasına 3 mermi sıkmıştı. 5 uyku ilacı ve 1 anesteziyle ayakta durmaya çalışıyordu. Gözlerinin altındaki çukurlarda çok kez boğulmuştu. Bir an durdu ve titreyen göz kapaklarını izledi. Uyuşuk kulakları hiçbir şey duymak istemiyordu. Yenmiş tırnaklarının içi dün gece yediği yemek parçalarıyla doluydu. O kadar karanlıkta kalmıştı ki, güneşi gördüğü an burnundan kanlar fışkırdı. 17 kez hapşurdu. Kafasına değil, vücuduna güneş geçmişti. Ayakkabı bağcıklarını bağlamaktan sıkıldığı için onları körelmiş bir bıçakla lime lime yapmıştı. Kapıyı kapattığı an yüzünü yıkamadığını fark etti. Ayakkabısını sildiği peçete ile göz çeperlerine sürdü ve yavaşça merdivenlerden indi. O sabah da aptal komşularını içtenlikle selamladı. Bunu yapmaktan pek hoşlanmazdı ama zaten hepimiz genellikle yapmaktan hoşlanmadığımız şeyleri yapmaz mıyız? Biri uzun, biri kısa ve parçalanmış bağcıklarla kaldırıma çıktı. Yürüdüğü yer bisiklet yoluydu fakat bu kimsenin umurunda değildi. Çünkü amaç günü bitirmekti. Yol kenarında her sabah aldığı 2 simit bir çay üçlüsünü tekrarladı. Durağa geldiği vakit otobüsün ilerde çoktan gittiğini fark etti ama en ufak bir tepki bile vermedi. Çünkü her sabah otobüse yetişirdi. Farklılık onun hoşuna gitmişti. O durağa her gelişinde gençlerin duvara işlediği yazı gözüne ilişirdi. "Her gün daha önce hiç yapmadığın bir şeyi yap!" bu söz onu güldürüp, düşündürüyordu. Bir an Kaykayla işe gitmeyi düşünmüştü ki çoktan otobüse binme sırasına girmişti. İçinde hep 1 lirası kalan otobüs kartını bugün son kez basacakmış gibi bastı ve boş yer olsa da ayakta yolculuk yapmak istedi. Aklı hala duvardaki yazıdaydı. Ve aklına her gün yaptığı tek farklı şeyin, otobüste gördüğü kızlara aşık olmak olduğu geldi. Son durakta ineceği için kulaklığını takıp müzik dinlemek istedi. Farklı bir müzik. "So dont, let them steal your light." sözleri kafasında tur atarken omzuna bir el tıkırdadı. Dönüp baktığında daha önce hiç görmese de görmüş hissiyatına kapıldığı bir kadınla karşılaştı. Kulaklığı çıkartmak yerine telefonu açıp müziği durdurdu. "Buyurun?" gibisinden bir surat ifadesini yakalayınca kadın "Hiçbir zaman doğru yolu seçemedin." diye bağırmaya başladı. Donup kalmıştı ve otobüsteki insanların bundan rahatsız olmadığını fark etti. "Anlamadım?" sorusunu sorunca kadın 3 mermi, 5 uyku ilacı ve 1 anestezi ile ayakta duran adama bir tokat attı. Attığı küçücük tokat adamın yüzünün sol tarafını mosmor yapmaya yetmişti. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Kadın yerde ki adama tekmeler savuruyor, bir şeyin hıncını almak istercesine vurmaya devam ediyordu. Bayılmıştı. Uyandığında bayıldığı olay yerinden en uzak hastanede buldu kendini. Oda da, kendisi de bembeyazdı. Hala neler olup bittiğini anlamamıştı. Karşısında bir ayna vardı. Kendini görebiliyordu. Kafasında 3 delik ve bir çok yara izi vardı. Gözlerindeki ağırlığının normal olmadığını fark ettiği an yandaki sehpa da uyku ilaçlarını fark etti. Acıdan ağladığı günler olurdu ve anestezi bunun tek çaresiydi. Gözleri uzaktan sanki maske takmış bir adam gibi, kapkara gözüküyordu. Odaya beyaz bir kadın girmişti ve bir şeyler söylüyordu. Duymak istese de, söylenilenleri duyamıyordu. Ellerine baktı ve olaydan önce yediği 2 simidin susamları tırnaklarının arasında öylece duruyordu. Odadaki kadın biraz ağladıktan sonra pencereyi açmak için perdeyi aralayınca içeriyi güneş ışınları kaplamıştı. Gözleri kamaştı, hapşurdu ve burnu kanadı. Bugün günlerden şubat ayının 22'si idi. 17 gündür hastahanede yatıyordu. Ve her gün aynı şeyleri yaşamaya mahkum bir adam olarak, orada öylece yatmaya devam ediyordu. Hayatı boyunca yürüyemeyeceği yollar ve gidemeyeceği yerler birikmişti. Fakat o, orada öylece beklemek zorundaydı.

O gün o otobüse hiç binmemişti aslında. Hiç kaldırıma çıkmamıştı. Komşularına hiçbir zaman içtenlikle selam vermemişti. O kadını da hiç tanımıyordu.

Tarih, 22. 02. 1994.

DEVAMINI OKU
10 yorum
Paylaş:

Haziran 04, 2017

17 Dikiş İzi


Silinmek gerekir bazen. Gerçekten kaybolmak ister insan bir süreliğine. Fakat silmek, birşeyleri geride bırakabilir. İzler bırakabilir. Ama kaybolmak öyle mi? Yok olur. Hiç olmamış gibi yok olur. Bendeniz, biraz gitmek istedim. Bir şeyler yazıp birileriyle bunları paylaşmak bana çok özensiz geldi. Yazdıklarımı bir yerlerde saklayarak, onlara saygı duydum. Onları sadece var olmasını sağlayanla başbaşa bırakmak istedim.Yani kendimle.

Aslında bana sizi unutturan şey "kargaşa" oldu. İşin kötü tarafı kendimi de unutmama sebep oldu. Elimdeki kalemi öyle sert sıkıyorum ki sanki yazacaklarım daha beklenemeden unutulacak. Pek bahsetmedim ama burası benim bodrum katım. Üst katlarda bir sürü tantana çıktı haberin bile yok. O yüzden inemedim yanına kusura bakma. Burası da amma karanlık, biraz da soğuk. Bensiz ıssız kalmış, üzüldüm.

Kimse benim 17 yaşım olamaz. Ben buraya gelirken öyle bir kaza geçirdim ki, bugün doktorun dikişime 17. imzasıdır. Çok acıtıyor. Her iğne deliği beni öldürecek kadar ağlatıyor. Çünkü bu devamının geleceğinin bir habercisi. Şayet yara kapanmadan kaçmazsam yaralarıma kaç dikiş atılacak bilmiyorum. Gittiğim bu serüven bana daha ne kadar yaralar kazandıracak, onu da bilmiyorum. Tek bildiğim; sağ kalmayacağımdır. Her gün bir önceki günden daha kaskatı kesiliyorum. Siz hiç 17 yaşınızda 80'ni devirdiniz mi? Ben nakavt edeli çok oldu.  Kafamda birçok kişiyi öldürdüm, elime kan izi bulaştırmadan. Hepsinde de haklıydım. Ölmeyi idamlardan daha fazla hakediyorlardı. Günlük hayatınızda gördüğünüz o insanlar, mutlaka birilerini öldürmüşlerdir. Tek bir söze, tek bir darbeye, tek bir mermiye bakar her şey. Hayatınızı gözlerinizi ovuştururken kaybedersiniz. Bir gün güvendikleriniz nefret listenize eklenecektir, kimse bundan şüphe duymasın. Cesaretiniz varsa kafalara sıkın, hayallere değil. Kimse itiraz ettiğiniz bir hayatı yaşamayı bırakacak ya da övdüğünüz bir hayatı zorla yaşayacak zorunda değildir. Hayali olanın hayatı da olur. Kırıklıklardan ne zevk alıyorsunuz? Birilerinin hayali olamadıktan sonra güzel bir hayatınız olmuş, ne yazar ki?


Beli kırık ve ağlamak isteyen bir çocuk bugün. Bugün ilk düşüşüm. İlk yara izim. Annemin acısıyım ve hala da acılarıyım. Eminim ki beni doğurduğu için sevinçli bir kalbi yok. Neden olsun ki? Başarısızlıklarla dolu günler ve haftalar olan bir hayat sürüyorum, sürüklüyorum. Hayat acılı, tatsız tuzsuz devam ediyor. Birisi sanki içimden zevklerimi çalmış gibi. Sanki huysuzluklar yüklemiş gibi. Tam tamamlanmadım sanırım. Beni tamlayacak insanda buralardadır muhtemelen, eminim. Hissediyorum ve hayallere kapılıyorum. Kalbimdeki sofra ona da, size de yeter. Hayallerimden vazgeçirecek insanlardan uzak durursam, uzun bir serüven beni bekliyor. Fakat yıllar sonra buralara gelip gülmek istemiyorum. Çünkü insan o zaman kaybediyor. Geçmişe gülmek, ağlamanın bir diğer versiyonu.

Her neyse, bugün doğum günüm. Her zaman uyudum, bugünde öyle yapacağım. Çünkü doğmak, uyumaktır. Ve Zakkum ne diyor; "Uyuman gerekir, büyümen için." Uyumaktan kastım kafayı yastığa gömmek değildi yanlış anlamayın, gerçekten uyumak, düşümsemek.

Seni ve sizleri bir şarkıyla birlikte bırakıyorum. Umarım hepimiz şu fani Dünyadan daha fazla yara ve yara izi biriktirmeden göçeriz. Hayallerinizi takip edin.
Kötü İnsanları Tanıma Senesi - Sagopa Kajmer

DEVAMINI OKU
17 yorum
Paylaş:

Mart 31, 2017

Programlanmış Günler ve İnsanlar


Bana bir baksanız, tekrardan baktığınıza pişman olursunuz. O denli densizim. Karşımdakiler böyle düşündükçe bende böyle olduğuma inanmaya başladım. Kaldırımın ucundan hızlıca yürüyerek giden ve tek amacı gideceği yere varmak olan bir gençtim. Sanki pelerin vardı sırtımda, beni görünmez yapan. Üşüsem bile belli etmezdim, göze batmamak için. Bazen dişlerim titreşime meydan okurdu. Bazen kollarım ürperen kedi gibi gözükürdü. Bazen bacaklarım kesilecek olan koyun gibi titrerdi. Bazen sırtım yaralara rağmen dik durmakla meşguldü. Ben bazenlerden ibarettim. Yalnızlık koynuma sırnaşmış, kimsenin yanıma yaklaşmasına izin vermiyordu.  "Ne oldu?" diyene ben değil, yalnızlığım tekmeler savururdu. Mesela yutkunurken ki o yalnızlığı sizden başkası hissedemiyor değil mi? Bunu ben de biliyorum. Gözyaşınızı tam silmişken bir yenisinin daha düşmesi, çok kötü hissettiriyor. Tırnakların üşüyor ve avucunuzu sıkarak onları ısıtmaya çalışıyorsunuz. Olmuyor o da, bu sefer ellerinizi ceplerinize sokuyorsunuz. Hem ısınmıyor hem de beş parasız olduğunuzu görüyorsunuz. Üzülmüyorsunuz çünkü alışıyorsunuz. Alıştıkça da ölüyorsunuz.

Programlanmış günleri yaşamaktan ve kurulmuş insanları görmekten yoruldum. Her gün azar listesi, bağırma seansları, ıslak selpaklar, acıma içgüdüsü, hüzünlenme, hayıflanma saatleri, boş verme düşünceleri ve kapanış. "Yarın ne yapacaksın?" sorusu tedavülden kalktı onun yerine "Yarın boş zamanın var mı?" geldi. Zaman içerisinde dolu olabilirim ama genel olarak çizelgem boş.

Annesinin nefes alış-verişini taklit ederek uyumaya çalışan çocuklardık biz. Ne ara nefes alırken zorlanır olduk? İnsan bildikçe cahil kalır ya, yaşadıkça da ölüyormuş meğer. Kırık camlara ayak basan mı yoksa birinin canını yakacağını bilmene rağmen camı kırmak mı? Hayat tam da bu iki ikilemin arasındaki o masum düşüncedir. 'Kimsenin canı yanmasın ya.' 

Kendimi keşfedilmemiş şarkı gibi hissediyorum. Bence keşfedilmek zorunda da değilim. Keşfetmek bir anlamda da yok etmektir. Bulurlarsa ya bunarlar ya da bıkarlar. İnsanlar her zaman yok etmeyi amaçlar. Sürü halindekiler bir şeyleri sürekli kılmayı amaçlasa da yok etmek fıtratımızda vardır. Mesela 1 ağaç yaklaşık olarak 1000 insanın oksijen ihtiyacını karşılar. İnsanoğlu bunun farkında olsa bile ağacı kesmemek yerine "Daha az ağaç kesmek" düşüncesini uygular. Yani insanlar, yok edicidir. Keşke Dünyayı insanlar değil de uğur böcekleri keşfetseydi. Gezegenlere koloniler halinde yayılmaya çalışan insansı yaratıklar, keşfetmeye devam ediyor.

Velhasılıkelam, karışığız. Yazacağım o kadar şey ve yazmamak için o kadar çok sebebim var ki, ortalarda bekliyorum. Seni az bilinen ama bilinenlerden sevilen bir şarkıyla bırakmak istiyorum ve bırakıyorum.

Fotoğraf: Burçin Albayrakoğlu

Emir Can İğrek - Devriliyorsam

DEVAMINI OKU
14 yorum
Paylaş:

Şubat 24, 2017

Oda Kafası


         Odamdaki sağ duvarım bana düşman gibi bakıyor. Sol da ki ise biraz daha insancıl. Halbuki ben onlara bir şey yapmadım. Sanırım doğal gaz petekleri sağ duvara ağır gelmeye başladı ki mızmızlanmaları duyabiliyorsunuz. Sol duvar rahat, sırtında bir tek boktan bir tablo taşıyor. En şerefsizi de tavandır herhalde. Niye mi? Gökyüzünü saklıyor benden, gıcığım ona. Zaten kıytırık bir ampul uzuvuyla bön bön bakıp duruyor deli oluyorum. Bunun üstüne güneşimi kapatan perdelerde var. Çaktırmıyorlar ama çok şey alıyorlar benden. Güneşimi kaybediyorum. Ekranıma yansıyan gün ışınlarını engellemekten başka bir şeye yaramıyorlar. Onlara da uyuzum. 3. katta otursak da sanki perde açık olduğu zaman birileri gizli gizli aptal kutumuza bakıyor sanıyorum. Çünkü ben hep mahallede yaşarken  böyle yapardım. Yaşlı ninelerin televizyonlarına bakardım. Genellikle Fox dizileri ya da Esra Erol olurdu. Gerçi şimdi kutu falan değil bildiğin kağıt gibiler ama ağza alışmış bir kere. Aptal kutusu. Bir tüp bize neleri öğretebilir ki?  Vallaha öğretmeyi bilmem de çok şey unutturuyorlar. Televizyon izlemenin zararlı olduğunu televizyondan öğreniyoruz o da ayrı bir ironi. Onu bunu geç de bize pas pas olan güzel halıma ne diyeceksin? Çok çaresiz adımlar gördü o da bunu çok iyi biliyor.  Ah ah, kuru götümü daha da kurutan canım misafir koltuklarım. Onlarda çok ıslak yastıklar gördü. Çok hıçkırıklar duydu. Beni üzerine serdi. Bir şey itiraf edeyim mi? Benim bir odam yok aslında. Misafir odasında, misafir koltuğunda yatıyorum. Aslında oda var ama 2 salon yapmak istediler niyeyse ben de anlamadım. Bilinçaltından mesaj evet kesinlikle. Hoba ben en önemli şeyi unuttum. Koltukların yanında ücretsiz verilen ama aslında koltukların fiyatlarının yüksek olmasıyla bedava olmuş olmayan canım masam. Çok çizikler hissetti o da. Üzerisi hep kalem izi dolu. Bir de beyaz ki hemen her şeyi belli ediyor lanet bırçi. Halıya da eziyet ediyor garibim o da sesini çıkaramıyor. 4 yarası var. Bir de biz basıyoruz. En köşede de televizyonun yanında bir tane boş kafes var. İçinde kuş yok ama sanki birileri hapsolmuş gibi geliyor o yüzden huzursuz oluyorum. Durum dengelensin diye hemen onun yanına da bir tane çiçek koydum. Arada fısıldaşıyorlar ama duyamıyorum. En son çiçek "Boş da olsan hapsetmek üzerine kurulusun.." dedi zaten ben oradan sonra bıraktım onları. Oda da soğuk olduğu için herkes bir negatif anasını satayım. Paramız yok tamam ama azıcık empati yapın olmuyor böyle. Zaten uyumamak üzere yaşıyorum neredeyse bari tek tük uyuduğumda mızmızlanmayın. Hepiniz öteki dünyada yakama yapışacaksınız biliyorum. Valla ben daha kestiğim tırnağımın hesabını nasıl ödeyeceğim onu bile bilmiyorum. Pencereler "Azıcık da ben içeride durayım!" diye isyan ediyor ben yardıma gidiyorum. Geldiim!

DEVAMINI OKU
21 yorum
Paylaş:

Şubat 15, 2017

Artık Kafama Göre



Selam arkadaşlar, dostlar. Artık kafama göre takılmayı planlıyorum. Nasıl?

Son zamanlarda şunu anladım. Kendi değerini bilmezsen, harcarlar seni. Üzerler ve bunu umursamazlar bile. Artık yazı yazmaktan bile soğutan yaratıklar var aranızda. Dünya'ya pislik yaymaktan başka bir boka yaramayan yaratıklar. Allah ıslah etsin. Dostlar, güvenmeyin.

Buradan tanıdığım ve dost bildiğim insanlar; Ece Evren, Mustafa Alnıak, Hikaye Kalpli Kadın, Kitap Gurmesi, Menfi Ebru Taş, Özgürlük Savaşcısı, ve Gökhan Tekin'dir. Bakın bu insanlar gerçekten bir şeyler başarmak için çaba sarf eden kişiler. Saygı duyun, hürmet gösterin.

Her neyse. Bitkinlik var üzerimde. Sanki 15 katlı bir binadan düşen bir bebeği bekliyor kollarım. Oradan oraya birileri için koşturmaktan yıldım. Yemin ederim bir an başkalarının hayatının rayına oturması için taş taşıyorum sanıyorum. Cümlem bile devrik. Devrik ama en azından bozuk değil. Böyle insan sevdiği her şarkıyı dinlediğinde aynı hissi tatmak istiyor ama o bile insana fazla gelebiliyor ya; işte öyleyim şu an. İlkler her zaman en iyisidir ve ilkinden daha iyisini yapmaya çalışmak ilklerin değerini bile düşürür. Bu yüzden hayatta bir kere sevdiğinizi unutmayın.

Kim çantasını sırtına alıp Heidi gibi dağlarda sekmek istemiyor ki? Sorsan "Bunlar hep kapitalist sistemin oyunları." derler. Ulan daha oy vermeye gidip EVET! damgasını deliğe tutturamıyoruz. Ülkemiz gülmeye değil bilgiye aç. Nerden geldim bu konuya bilmiyorum. Bence bunlar hep oyun oyun vallaha oyun.

Gel gelelim sevgililer gününe. Gelelim mi? Dündü evet ve şimdiye kadar gördüğüm en ilginç hediyeye şahit oldum. Babam anneme kinder pingui almıştı. Bence mantıklı yani samimi lan. Gidip çiçek koparırsan en az 5 yıl yatarsın. Yok lan o başka bir şeydi. Olsun yine de koparmayın, almayın çiçek. Kalbinizdeki çiçeklerden bahsetseniz yeterlidir bence. Bu günü hiç kutlamamış bir kişi olarak konuşayım, buralarda hava hoş.

Aslında bugün sitem yağdıracaktım, onu bile yazamadım. Artık burayı açık büfe gibi kullanacağım. Bazen yemek tepsisi gibi bazen de İtalyan usulü. Hem zaten hayatta kendimi kısıtlamaktan başka bir şey yapmıyorum, bari burada özgür olayım.

Geçenlerde bir söz geçti aklımdan; "Gülen gözlerinden tut da güzel kirpiklerine kadar uzun bir sevdaydı benimkisi. Annemin başımı okşadığı his, abimin verdiği öğüt kadar akıllısın."

Herkese sevgiler, selamlar. Son bir şey, birbirinizi sevin. Çok zor değil ya böyle bakıyorsun gülüyorsun bitti. Hadi Allaha emanet.

DEVAMINI OKU
18 yorum
Paylaş:

Şubat 09, 2017

Tembel Edebiyatı


Selam millet, nasılsınız neler yapıyorsunuz? Mükemmel bir hayatı yaşamak için çalışmaya devam mı? Ah canlarım benim.

En son ne zaman bir insana değer vermek istedim, hatırlamıyorum. Gözüm o kadar kötülüğe, nankörlüğe, haksızlığa alışmış ki; insanların yaklaşımlarını samimi bulamıyorum. Belki de bencil bir insanım. Şöyle düşünün, bana şu Dünya'da çıkarı için yaşamayan bir insan gösterin? Arama boşuna yok. Fedakarlık gebermiş gitmiş. Fedakar insanlar artık keriz diye adlandırılıyorlar biliyorsunuz değil mi? Ah bazı piçler insanları aşağılamaktan kendini alıkoyamıyor.

Kayboğuşmak. Tek kelimede anlattım değil mi? Kaybolduğum yerde kendimle boğuşuyorum yardım edin. Aslında kaybolmadım ulu orta yerde bekliyorum birilerini. Sanki uçan bir cisim gelip beni götürecekmiş gibi. Sanki onun olduğu yere beni ulaştıracakmış gibi. Ortada kalmış ortalık kişiyim. Bekliyorum.

Gözlerim hiç de bu Dünya'ya tutunmak istemiyor. Soba tınkırtısında gebermek istiyorum. İnsanlarla boğuşmaktan yoruldum. Birilerini ezmekten utandım.

Yaşamak, pamuk şekeri yapan amca gibi.  Aslında çok sevilen bir şey yapıyor ama yapmaktan sıkılıyor. O şekerin pamuktan yapılmadığına defalarca şahit oluyor. Bıkıyor ama sırf birileri seviyor diye yapmaktan vazgeçmiyor.

Birileri yakamızdan tutup "Lan nereye gerizekalı, nereye!? Nereye koşturuyorsun nereye ulaşmaya çalışıyorsun!?" diye sormalı. Hakikaten sabah'ın 6'sında kalkıp nereye koşuyoruz? Birileri bu uzun koşturmaların sonunda size "Helal olsun vallaha." desin diye mi bu aceleniz. Artık Dünya devri değişiyor. Herkes fakir olacak, kimse kimseye yetmeyecek. Ulan kimse demedi ki "Ben hayallerime koşuyorum." 1 saat sonra kapıyı çaldı zaten "Otobüsü kaçırdım." diye.

Yayının ismi tam bana layık. Tembel edebiyatı. Şey gibi yani. "Şu şu kitabı okudunuz mu?" sorusuna "Ben bir iki sayfasına bakmıştım." cevabı gibi. Bilmeyip de bilenlerden önce konuşan tiplerden. Kendimi seviyorum ya. Kimseyi dinlemiyor eziyor geçiyor vallaha kerata.

1 veya 2 gün sonra Emine Bektaşi'nin paylaştığı "Reklamlardaki Gibi Olmayan Şeyler" akımına bende katılacağım. Başlığa tıklayıp onun yazısını da okuyabilirsiniz. Saçmaladık bugünde, vesselam.

DEVAMINI OKU
9 yorum
Paylaş:

Aralık 17, 2016

2017'ye Doğru Hayaller, Dilekler ve Hedefler


Canlar napıyorsunuz? Şu günler ne kadar acı değil mi? Son 1 haftada 2 patlama oldu ve 58 kişi hayatını kaybetti. Yaralıları sayamadım ve son gelişmelerden pek haberdar değilim. Ne kötü bir sene gerçekten. Acımasızca insanlar katlediliyor ve nelerin olup bittiğinden haberimiz bile yok. Sanki hepimiz patlama olsun insanlar ölsün de "Ölenlere Allah'tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum." sözünü söyleyelim diye bekliyoruz. Her patlama olduğunu duyduğumuzda "İnşallah az insan vefat etmiştir." diye söylettirenlere lanet olsun. #İstanbul #Kayseri

Bildiğim kadarıyla beni Hikaye Kalpli Kadın ve Ece Evren bu mime davet etmiş, ben de seve seve yapacağım. Onların da yazılarını tıklayarak okumayı unutmayın.

  • Kimse mükemmel değildir ama yine de eksikleri düzeltmek mümkün. Huylu huyundan geçmez mi dersin? Yoksa şu huyumu değiştirsem hiç fena olmaz mı? Nedir o huyun? 2017 için kendinde değiştirmek istediklerin neler?
Bence bazıları mükemmel. Çünkü mükemmel olduklarını düşünmüyorlar. Tabii ki sevmediğim huylarım var mesela kendimi kandırmaya bayılırım. "Yok ya herşey güzel gidiyor." demek favorilerimin arasında. Ha bide, güvenememek. Kim ne yaparsa yapsın güvensizlik yaşıyorum. Bu da sizlerin suçu.
  • Meşhur Alaaddin'in Sihirli Lambası oldu ya kucağına düştü. Ve tabi ki 3 dilek hakkı verdi. Dikkatli düşün, klavyenden çıkan her cümleyi gerçeğe dönüştürebilir. Ne dilerdin?
İlk önce benim annemden önce ölmem gerektiğini söyler ve bunu gerçekleştirmesini dilerdim. Sonra, adaletsizliğin bu Dünyadan def edilmesini isterdim. Ve son olarak bana kim olduğumu söylemesini isterdim.
  • Şimdi gerçek hayata dönüyoruz, evin, çocukların, kendin, kedin.. için yeni yılda neler yapmak var aklında? Şimdiden düşünelim ki, yeni yıl kapıda hazırlıksız yakalanmayalım :)
Çocukların mı? Yapmayın be hala şu surata bakarak yavrum diye seven bir anam var. Her neyse kendim için bir şeyler söyleyebilirim. 2017'de çizim alanında daha profesyonel çalışmalar yapmayı planlıyorum. Küçük bir sergi açmak isterdim fakat elimden tutacak kimse yok. Daha sonra, siteye daha kaliteli içerikler üretmeye çalışacağım. Benim yaşımda yazı yazmaya üşenen ve okumakta güçlük çeken genç çok, bu yüzden ayakta durmam lazım. Ve son olarak da daha iyi bir insan olmaya çalışacağım. Harbiden.
  • Piyangodan büyük ikramiye çıksa hepimiz dünyayı gezeriz değil mi? Sen neler yapmak isterdin? Bir de şöyle düşün, o istediklerin için çok  para şart mı? Belki de değildir.
Ya yok. Şansla kazanılan paradan kime hayır gelmiş ki bize de gelsin? Allah zenginlik göstermesin. Milyon dolarlık reklam teklifini kabul etmeyen Sagopa Kajmer'in dediği gibi "Çok şükür benim param var ya." Harbiden öyle. Fazlası her zaman fazla. Tamam hadi büyük ikramiye çıktı diyelim. Vallahi şehirdeki en büyük binanın üzerine çıkıp paraları savururdum ve her paranın üzerine "Bu sana ait değil. Kendini kaybetme." yazardım.
  • Para para para. Para harcamadan da gerçekleştirebileceğin hayallerin vardır elbet. Haydi onları da paylaş, bekliyoruz.
Sorulara öyle cevap verdim ki son soru çok saçma geldi. Bir işi de düzgün becerebilsem şaşardım. Yaşadığımız şu dönem de "Lan bize sadece para lazım!" dedikleri için; hiçbir hayalimiz nakitten dışarı çıkamadı. Valla tek hayalim yaşayabilmek. Bari elimdekini güzel değerlendireyim diyorum.

Cevaplarım bu kadar. Okuyan herkes bu mime katılsın lütfen, geç olmadan yazın. Dediğim gibi Türkiye'de gerçekleşen olaylar yüzünden hiçbir şey yazasım gelmiyor bu yüzden kusura bakmayın. Sizlere değer veriyorum. Allah'a emanetsiniz.

DEVAMINI OKU
21 yorum
Paylaş:

Kasım 30, 2016

Kokuşmuş Beyin Fırtınası


Neden kokusunu bildiğimiz halde parfümü sıkma gereksinimi duyarız? Bunu merak ediyorum ya da; neden korkacağımızı bilsek de o sinema koltuğuna otururuz ki? Neden bilinenlere bilinmezlik getiriyoruz? Ya da ben bunu neden sorguluyorum? Sorguladığım halde bir sonuca varamayacağımı bilmem sorgulamayacağım anlamına mı gelir? Oh bu bana da ağır geldi. Sizce bunlar kelime oyunu mu yoksa kelime oyunu olduğunu düşündüğünüz bir beyin fırtınası mı? Bence tüm bunların cevabı sizlere sunduğum şıklarda yer almıyor. Saçmalık.

Aslında düşündüklerim bunlar değil. Ben bu aralar şunu fark ettim; iç dünyamda hissettiklerim suratıma yansımıyor. Sizde de oluyor mu bu? İnanılmaz derecede üzüntü yaşarken kaşlarımı çatmaktan zevk alıyorum. Bu yüzden çevremdekiler gibi bende bana inanmıyorum. Pek göründüğüm gibi biri değilim bu yüzden Mevlana'dan özür dilemeyi borç bilirim.

Geçenlerde şehrin kargaşasını gözlerimi kapatarak dinledim. Bir an herkesin her şeyi durdurduğunu düşündüm ve kargaşanın biz olduğunu fark ettim. Akan bir suya yön vermezsen, bildiğini okur ve yok olur. İnsanlar kargaşadır ve Dünya buna ev sahipliği yapar.

Küçükken "Neden para diye bir şey var ki? İnsanlar bir olup üretse ve herkes bundan faydalansa mantıklı olmaz mı?" derdim. Şimdi gülüyorum çünkü büyüdükçe bırakın Dünyayı, iki insanın konuşarak anlaşamadığını ve çıkar içinde yaşamaktan zevk aldığını gördüm. Soruyorum sana: Geleceğini hazırlarken ya "geçmiş" dediğin zaman da yok olursan? İnsanlar robottan farksız ve herkes biraz daha üstte durabilmek için ayak çürütüyor. Herkes insanları o kadar umursuyor ki, her gün farklı bir kıyafet giymedikleri zaman aciz gözüküyor oluyorlar. Halbuki hiç kimse kimsenin umurunda değil tavırlarında.

İlim öğrenmekle adamlık seviyesini şaşmak akıl kârı değil. Unutmayın: Yarı âlim, cahilden daha tehlikelidir. Hepimiz yarı âlim sınıfından mezunuz ama bundan haberimiz bile yok. Bilmemek, bilmişliğin en üst seviyesidir ve insanlar hem bilmezler hem de bilmişlerdir.
"Bu ülkeye fırıncıda lazım." diyen canım öğretmenlerim vaktinde sınavlarda Güdük Necmi'yi oynuyorlardı. Hepimizin hedefi Horward belki de ama hile hurda peşinde koşmaktan onu da unuttuk. "Hayvanlar gibi çalıştım." diyen YGS birincisi, sınavın insanları nasıl bir sınıflandırmaya soktuğunu çok iyi anlatmış. Biz nereden geldik bu konuya yala? Gaffam döndü.

Düşündüm de, yukarda söylediğim herşey de benim de küçük bir payım var. Ne de olsa ben de sizdenim. Onu boş verin de size şeyi söyleyeceğim. Bugün uzun zamandır konuştuğum birinden ilginç bir cümle duydum. Şöyle diyordu kendileri: "Artık insanlara güvenmiyorum, bana yabancı geliyorlar. Yanımda kimsenin olduğuna inanmıyorum bu yüzden sende benim için herkes gibisin." Bu sözleri duyunca hayal kırıklığına uğramadım, ar damarım gıdıklandı. İnsanlar o kadar farklılaşmış ki, kendinden görmediği birine zarar vermeyi çok seviyor. Mesela ben değer verdiğim bu insanı bu saçma sebep yüzünden kaybettim. Ha bu sebep mi? Alası. "Gitme kal diyemedim." triplerinde biri olmadığım için eyvallah attım cevapsız kaldım.

İnsanı üzen insan, dengesizdir. Ey dengesizler dengesizi, üzme artık senden olanı!
Allah'ın bize göndermiş olduğu ayetlerde her zaman gözüme birşey çarptı. Her ayette sonsuz kudretimiz Allah, hem iyiliği hem de kötülüğü mûkafatlandırmıştır. Kısacık bir ayette bile hem iyiye hem de kötüye ders veren Yüce Rabbim, adaleti her cümlesinde belli eder.

Ankebût suresinde "Allah'tan başkalarını dost edinenlerin durumu kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümcek evidir. Keşke bilselerdi!" Dost nedir? Doğru söyleyendir. Allah'a kulluk etmekten kendinizi alıkoymayın.
En son Güdük Necmi diyorduk dimi? Allah rahmet eylesin çok kafa bir adamdı. Hahhaah ayak üstü hem espri hem sevap. Ben bu işi çözdüm.

O bu bir yana, bugün Adana'daki öğrenci yurdunda çıkan yangında hayatını kaybeden öğrencilere Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Maalesef sorumsuzlukların faturasını yine gençlerin ödediği bir olay. Allah onları adaletiyle ödüllendirsin.

Yine bir şeyler saçmaladım maruz görün. Yazdıklarımı tekrar okuyup temize çekmeyeceğim bu sefer böyle olsun. Daha yazardım da halim yok albayım. Ben gidiyorum, dostlar beni unutmasın. Hep hatırlasın.

DEVAMINI OKU
12 yorum
Paylaş:

Kasım 02, 2016

Öğrenilmiş Çaresizlik


Herkese merhaba millet, ben bugün yarı mutlu, yarı huzursuz, yarı umutsuzum. Gelin tek tek anlatmak istiyorum.

Birçok söz almama rağmen henüz hiç kargo almadım. Belki ben aceleci davranıyorum, bilinmez. Gönderecekler için söylüyorum; paketlerinizi şubeye teslim mi yaptınız yoksa adrese teslim mi? Bunu söylerseniz güzel olur çünkü belki de kitaplar beni şube de bekliyordur. Her neyse, konumuza dönelim. Yine ufak bir şiir denemesi yaptım, umarım beğenirsiniz. Lütfen sözlerimin acizliğini görmezden gelin, lakin biraz bana benziyorlar.

Şiiri seslendirdim, bence oradan dinleyerek şiiri okuyun. Daha anlamlı olur diye düşündüm.


ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK


Öğrenilmiş çaresizlik, artık dayak yemekten korkmayan bir çocuk misali.
Yüreğinde ürpertici bir soğukluk ve içinde "artık ölebilir miyim?" sesleri.
Nerede o yardımseverler? ya da sadece severler?
Nerede sadece gösteriş için el uzatanlar?
Unutma,
Üşüyen bir eli ancak zamanında donmuş bir el ısıtabilir.
Sen yeterince dondun mu?


Öğrenilmiş çaresizlik, dokunsan ürperecek narin ruhlu misali.
Kalpler artık çözümü olmayan bulmacalar gibi,
Ya da bir çok çözümü olan sorular gibi.
Bir mühür taksak hepimize,
En ucuza gitmek için çabalarız.


Öğrenilmiş çaresizlik, şekeri kaybolan sakız misali.
İlk önce alışmak için zorlanıyorsun,
Sonra alıştığının bile farkına varmıyorsun.
Acı sizde olmayan bir şeyin de duygusunu yaşatabilir.
Hepiniz kalp hastaları taburesinde, taburcusunuz.
Kulakları kesilen bir it bile rüzgara meydan okur.
Sen 4 gözle baktığın şeye bile odaklanamıyorsun.


Öğrenilmiş çaresizlik, her gece gıcırdayan kapı misali.

DEVAMINI OKU
6 yorum
Paylaş:

Ekim 26, 2016

Ütopya'dan Mimliyoruz | Mimlendim


Sevgili can okurlarım, yine mükemmel bir gün daha. Beni buraların Storyteller'ı olan ve hikayeleriyle bizlere güzel anlar yaşatan Bi'Blog, mimlemiş. Kendilerine teşekkür ediyorum ve hemen sorulara başlıyorum!

Bi'Blog'un yazdığı "Ütopya'dan Mimliyoruz" yazısına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. (Okumanız rica edilir.)

  • Mucizelere inanır mısınız? Neden?
Mucize kavramının inanmak ve inanmamak arasında gelip gittiğini düşünmüyorum. Mucize var olan bir şey ve buna inanmadığını söyleyen insanlar aslında mucizeden habersiz insanlardır. Mucizeye inanmadıklarını savunan beyinlerini bir inceleseler, düşüncelerinden utanırlardı. Tamam sizin dediğiniz gibi olsun; evet mucizelere inanırım. Çünkü Allah bizleri ve bizler için kurulmuş olan Evreni mucize üzerine yaratmıştır.
  • Şu an bir mucize olsa ne olmasını isterdiniz?
Tüm samimiyetimle söylüyorum şunu isterdim; Dünya üzerinde haksızlık yapan ve haksızlığa göz yuman insanların gebermesini ve zulüm gören, tecavüze uğrayan masum insanların da yüzlerinin gülmesini isterdim. Böylece hem adalet hem de huzur olurdu.
  • Bu kişi / olay / yer benim mucizem dediğiniz bir şey var mı?
Sanırım benim mucizem güzel çizim yapmak ve düşünmek. Başka bir şeye yaramam zaten. Etrafımda ki insanların da dediği gibi "Anca karala."

Kimseyi mim listesine almıyorum çünkü geçenlerde kırılanlar olmuştu, moralim bozulmuştu. O yüzden kim okudu ise yapmaya çalışsın biz de onun düşüncelerini okuyalım.

Not: Mimi cevaplayacak arkadaşların yukarıdaki resimle ve başlıkla (Ütopya'dan Mimliyoruz) yazmaları rica olunur.

DEVAMINI OKU
5 yorum
Paylaş:

Ekim 12, 2016

Kimsin Sen?

Kimsin Sen?

Dostlar merhaba, bugün sadece çok yoğun hisler içinde olduğum fakat 15 dakika içinde yazdığım bir şiiri sizlerle paylaşmak istiyorum. Şiir de denilmez aslında bilmiyorum, "Samet'in İçindekiler" diye adlandırabiliriz. Kendinize iyi bakın çünkü başka siz yok.

Kimsin sen?
Kimin eline sinir topusun?
Kimin cebinde bozukluksun?
Kimin gözünde tek damlacıksın?
Kimin dilinde bir cümleliksin?
Kimin beyninde yok olmayansın?
Kimin kulağında kısılmayansın?
Kimin kalbinde sönmeyen bir mumsun?
Kimin kollarında ölen kulsun?
Kimin sırtında geçinen kurtsun?
Kimin arkasında duran dostsun?
Kimin arkasından konuşan puştsun?
Kimin saçlarına dokunan Romeo'sun?
Kimin yatağında biten Juliet'sin?
Kimsin sen?

Kimlersin?

Kimlerin kimsesizisin?
Kimlerin attığı adımsın?
Kimlerin unutamadığı anısısın?
Kimlerin yok saydığı yokluksun?
Kimlerin yoluna taşsın?
Kimlerin soluna saplanan oksun?
Kimlerin seline yağmursun?
Kimlerin hayaline mahcupsun?
Kimlerin hayatına mensupsun?
Kimlerin hasadına buğdaysın?
Kimlerin bereketisin?
Kimlersin?

"Ölüm ve Yaşam. İkisinin de bir nedeni yoktur. İnsanlar doğar çünkü anneler bebek ister ya da tanrı safında savaşacak savaşçıya ihtiyaçları vardır. Ölürüz çünkü çok fazla kırmızı et yeriz ya da sigara içeriz. Kimse sonsuza dek yaşayacak kadar dikkatli olamaz ama bir çaba gösterebiliriz değil mi?"

- You Cut Her Hair

DEVAMINI OKU
20 yorum
Paylaş:

Ekim 05, 2016

Hayallerim #Mimlendim #Mimledim

Hayallerim #Mimlendim #Mimledim

Dostlar merhaba, bugün kişisel yazımda hayaller ile ilgili soruları cevaplayacağım ve bu soruları cevaplamasını isteyeceğim blog arkadaşlarımı mimleyeceğim. Hadi başlayalım!

Ha bu arada beni mimleyen dostum Menfi Ebru Taş'a buradan selamlarımı gönderiyorum.

1. Hayal kurmaktan hoşlandığınız bir yer ya da zaman dilimi var mı?

  • Tabii ki var. Örneğin ben yorganımın altında hayal kurmayı çok seviyorum. Orada saklanmış gibi hissediyorum ve dış dünyada düşünürsem hayallerimin samimi olmayacağına inanıyorum. Geceleri "Hayal Kurma Seansı" yapıyorum diyebilirim.

2. En Çok Nelerin Hayalini Kurarsınız?

  • "Bir gün güzel bir kitap yazıp onu tüm insanlığın okuması" hayalini kuruyorum. İnsanlar beni sima olarak değil de fikir olarak tanımasını istiyorum ve hayal ediyorum.

3. Şimdiye dek çok hayalinizi gerçekleştirdiniz mi?

  • Hayır aslında hiçbirini gerçekleştiremedim. Çünkü hayal kurmak aslında ulaşamayacağın yerlere el uzatmaktır. Tabii ki küçük hayallerim de var ama bunu gerçekleştirecek zaman henüz gelmedi.

4. Henüz gerçekleşmemiş ama illa da gerçekleşecek dediğiniz bir hayaliniz var mı?

  • İlk çizdiğim resim dahil, sonuna kadar çizmekte olacağım resimlerin bir "Dur artık yeter!" demesi olacak. Ve o zamana kadar çizdiğim tüm resimleri büyük bir sergi açarak insanlara sunacağım. Onları asla para karşılığında satmayacağım ve sergiden bir kuruş para kazanmayacağım. Ama bu benim illa gerçekleşmesi gereken bir hayalim.
Kimler bu mim şeysini yaptı bilmiyorum ama ben de merak ettiğim kişileri mimliyorum. Yapıp yapmamak size kalmış, canınız sağ olsun. Eyvallah.

Şevval Sarıtaş
Bi' Blog

Fotoğraf alıntıdır: seth.fr

DEVAMINI OKU
20 yorum
Paylaş:

Eylül 22, 2016

Kalbindeki Sütü Tüketmediler mi?


Ölüm bir başlangıç mı yoksa hiç başlamamış olan bir son mu? Cevap veriyorum, ikisi de değil. Ölüm başlangıcı olmayan ve sonu bilinmeyen tek yol.

Neden bilmiyorum ama, dalgınım son günlerde. Her mahlukatın söylediği gibi "HAYAT DEVAM EDİYOR." Devam ediyor etmesine ama bizi sürüklüyor. Bugün selam vermedim dikkat ettiniz mi? Amaan boşverin.

İnsan, düşüncesi olmasına rağmen düşünmemekten kendini alıkoyamayan tek yaratık. Anlayacağın nefret edilecek bir tür. Ben bir aslanın empati yaptığını görmedim çünkü onun empati yapma kapasitesi yok. Ama ben empati yapmayan çok insan gördüm; öyle bir kapasiteye sahip olmasına rağmen. Yunus Özyavuz'da diyor ya "İnsan kadar nankörünü bahsettiğiniz kedilerde bile görmedim." Hepimiz kendimizi bir şeylerden uzak tutarak birilerine zarar vermeye çalışıyoruz. Art niyet, ağrı dağında. İnsanlık, kömür madeninde.

Yazımın başlığını "Hipokondriyak" şarkısından esinlenerek koydum. Çok severim o şarkıyı, içinde doğruları barındırıyor. Dinlemenizi tavsiye ederim. Neyse, gelelim asıl konuya.

Ben her zaman odada ki en güçlü adam olmak istemişimdir. Her zaman. Çünkü bu Dünya'nın "Adalet" kelimesinin ne anlama geldiğini anlamamız için kurulduğunu düşünüyorum. Adaletin değerini anlamamız için yaşadığımızı düşünüyorum. "En güçlü adam" derken bahsetmek istediğim şey pazular değil; düşünce özgürlüğü. Gözümün önünde binlerce haksızlığa şahit oldum ve yapabildiğim tek şey göz yummak oldu. Peygamberler zamanında yaşayan gayrimüslimler, Burada yaptıklarının hesabını bir gün vereceklerine inanmıyorlardı. Hesap gününden bahseden peygamberlerden nefret ederlerdi. Hatta işlerine gelmeyen peygamberleri keserek öldürürlerdi. Yaşadığımız şu toplumda adaletsizlik çok fazla fakat bizi büyük felaketlerden kurtaran iki unsur var. Medeniyet ve insan düşüncesine saygı. Şükür ki insanımız tarihten ders çıkararak aydınlanabilmiş.

Beni ayakta tutan tek şey var o da Allah'a inancım. Başkasına bel bağlamadan, doğrudan bir sevgi. Hesap günü iyilerin yanında bunu hiçbir zaman unutmayın. Konuya nereden geldik ya? Haa, "En güçlü adam" diyorduk.

Haksızlıkla ve adaletsizlikle savaşan insanlar, kahramandır. En güçlü olmak isteyen değil de en güçlü olduğunu gösteren insanlardır. Ben sadece olmak isterim, istemekle yetinirim. Aslında odada ki en zayıf halka benim. Çünkü ben zannetmekten yanayım.

Kalbindeki sütü tüketmediler mi? Benimkinin dibi gözüküyor şerefsizim. Allah Ankebût Suresi 64. ayetinde "Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir." Diyor. Aynen öyle fakat bizi bozan Dünya değil ki, içindekileri. Bizi bozan Dünyayı sonsuz kudret sananlar.

Ben dinci değilim fakat dindarım. Düşünce özgürlüğü diyorduk az önce o yüzden yorumlarda saydırabilirsiniz sorun yok. Daima Allah'la beraber olun, o zaten sizlerle.

Kaynak : http://seth.fr/

DEVAMINI OKU
13 yorum
Paylaş:

Eylül 07, 2016

Uyanmakla Uyanmak Arasındaki Fark


Merhaba arkadaşlar bugün kişisel bir yayınla beraberiz. Bugün farklı bir şey yapmaya karar verdim. Gelin anlatayım.

Bugün, çok değer verdiğim bir insanın bu konu hakkındaki fikirlerini yayınlamak istiyorum. O buralarda ismini vermek istemedi ve benim paylaşmamı istedi. Bu hafta ondansınız yani. Sizi onun güzel düşünceleriyle baş başa bırakıyorum. Sizi seviyorum.

"İnsanlar gündüzlerde dahil ömrünün üçte birini gözleri kapalı bir vaziyette uykuya ayırabilirken, ömrünün tamamını gözleri açık uykuya ayırabilir! Uyanın! Yüzünüzü yıkayın! Uyanın! Ruhunuzu yıkayın!

Geceleri mahur gözlerimiz, ruhumuzun feryat figanlarına kapanmayı beklerken, ruhumuz gözlerimizi beklemez! Uykuyu ikiye ayırır; birincisine bedeni, ikincisine ruhi dersek, ikincisi bu yüzden 1-0 önde başlar! Bu yarışta galibi bedeni uykunun sonuncusu (ölüm) belirleyecektir. Bedeni uykuya hükmümüz pek geçmese de ruhumuza hükmetmek bizim elimizdedir.

Bedenimiz uykuya muhtaçtır. Bu bizim bir nevi yeniden dirilişimizi sembolize eder. Hiç uyumamak bizi müşküle sokacağı gibi günün yarısını da karanlığa bırakmak bizi müşküle sokar. Bir gencin 6 saatten fazla uyuması gününe israftır, güneşe baş kaldırmak, gündüze isyandır. Bir gencin 5 saatten az uyuması da bedenine zulümdür, aç gözlülük, hayata doymamaktır. İki uç nokta da pestenkeranidir. 6 saat uyku bedeni yarışta öne geçmemizi sağlar, ilk aşama başarıyla sonuçlanır.

Ruhumuz uykuya isteklidir, hele bir de nefis devreye girerse tadından yenmez, bir o kadar hoş gözüken ve bir o kadar boş olduğu anlaşılamayan yaşam bizi bekler. Kaçın oradan! Çünkü bu uyku bizim hem bedenimizi çürütecek hem de ruhumuza pranga vuracaktır. Seküler bir yaşama ruhumuz prangalı, bedenimiz depreme karşı korumamız mühürlü girmek üzereyizdir. Kaçın oradan!

Gözlerimiz üç tanedir! İkisi burnumuzun sağ üst ve sol üst yerine kaşlarımızın altına yerleştirilmiş dünyadaki renk ve ahenk düzenini fark etmemizi sağlar. Diğer gözümüz göğüs kafesimizin altında sol tarafta kalbimizin derinliklerinde bulunur. Kimisi buna kalp gözü der kimisi vicdan diye adlandırır. Yüzümüzde bulunan çift göz bedeni uyku düzenimizi kontrol eder, kalbimizde bulunan tek göz ise ruhumuzun uykusunu kontrol eder. Yüzümüzdekiler belli saat aralıklarıyla kapalı olmalıyken, kalbimizdeki göz her daim uyanık olmalıdır! Uyanın! Yüzünüzü yıkayın! Uyanın! Ve bir daha uyumayın!"

Kaynak: seth.fr

DEVAMINI OKU
16 yorum
Paylaş:

Eylül 05, 2016

Bu Hafta Ne Öğrendim? #16


Merhaba dostlar, bu hafta da güzel şeyler var elimde. Umarım beğenir ve keyifle okursunuz.

1. Rusya'da bulunan ayılar, kırsal bölgedeki benzin varillerini koklayarak bağımlılık haline gelmişlerdir. Bu yüzden, ayıların helikopterleri takip ettiği görülür. (İlginç)

2. Koala hayvanının beyini o kadar küçük ve işlevsizdir ki; yaşadığı ağaçta yaprak biterse başka bir ağaca geçmek yerine o ağaçtaki yaprakların yeniden çıkmasını bekler. (Bu tam benlik ya)

3. Günümüzde insanlar ölen yakınlarının mezar taşlarına bir QR kodları koymaya başladılar. Bu kodları kameranıza yansıttığınızda ölen kişiye ait anılar ve güzel yazılar içeren bir internet sitesine yönlendiriliyorsunuz. (Bu tam bize göre değil mi?)

4. Gözleri parlak olan insanlar daha çok rekabetçi, az sempatik ve çok samimi varlıklar olduğu görülmüştür. (Aha bu ben valla)

5. "Şerefe" sözcüğünün ilk hikayesi, Roma'da yaşayan bir aile gelen misafirleri zehirlemek için şarap bardaklarını çarparak zehri şaraplarına katmak için kullanmışlardır. (Çok mantıklı yemin ederim)

6. Dünya Şarap Tanıma Şampiyonu Richard Juhlin, 50 şarabı koklamış ve 43 şarabın ismini bilmeyi başarmış. (Yeteneğini çok boş şeylere harcamış desene)

7. Jiffy yazılımı, işe alacağı elemanları mülakata sokuyor ve mülakatta şu soru soruyor: "Hiç ofiste kalem çaldın mı?"

8. Aynı şekilde Urban Outfitters şirketi de çok ilginç bir soru soruyor: "Ailen olabilecek 2 ünlü söyler misiniz?"

9. Evrendeki yıldızlar ve gezegenler (yani evrenin bizim bildiğimiz kısmı) sadece %0,04'tür. Yani bu insanlık biliminin âcizliğini gösterir.

10. Kainatta her şeyin bir zıttı vardır. Buna göre duyu organlarıyla algılayabildiğimiz maddenin de bir zıttının olması gerekir. Buna bilim anti madde yani "Karanlık Madde" der. Evrenin %22'si de Karanlık Madde'den oluşur. (Bir önceki maddede söylediğim öz eleştiriye yine katılıyorum.)

DEVAMINI OKU
14 yorum
Paylaş:

Eylül 02, 2016

Kısa Film Önerisi #3

Kısa Film Önerisi #3

Merhaba güzel insanlar, bugün çok duygusal bir hayat hikayesiyle karşınızdayım. Umarım beğenirsiniz ve gururlanırsınız.

Bugünkü kısa filmimiz; 30 Kuş. Başçavuş Ömer Halisdemir adına ve 15 temmuz'da şehit olan tüm insanlar adına yapılmış mükemmel bir film. Dursun Ali Erzincanlı'yı çok fazla seviyorum ve onun sesi bana çok huzur veriyor. Bu filmde de seslendiren o olunca daha çok beğendim.

Ağlamadım değil, çok duygulandım. Gerçekten o gece can veren tüm insanların acısını hissettim. Kendi tanklarıyla vurulan insanları hissettim. Kendi askerinin silahıyla vurulan bedenleri hissettim. Allah adaletini bizlerin üzerine yağdırsın.

İzleyin ve izlettirin. Çok güzel bir kısa film olmuş; emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. Filmle baş başa bırakıyorum sizi, Allah'a emanet olun.

30 Kuş

DEVAMINI OKU
4 yorum
Paylaş:

Ağustos 31, 2016

Kimliksiz Kişilikler


Selam dostlar, nasılsınız? Ben iyiyim ya bugün nedense kendimi dinç hissediyorum. Umarım sizlerde iyisinizdir.

Bugün, kimliksiz kişilikler konusunda duracağız. Ne demek oluyor bu? Hemen anlatıyorum.

Benim asil arkadaşlarım ve sürekli sohbet ettiğim insanlar her zaman benden uzaklarda, başka şehirlerde. Hatta bazıları çok çok uzakta, buluşma şansımızın sıfıra indiği bir ülkede. Ama ben bunları önemsemiyorum. Onlarla konuşup, içimi döküyorum. Beni mutlu ediyorlar çünkü hiçbir çıkarı olmadığının farkındayım.

Bir insana zararı hep yakınındaki verir. Bana böyle denk geldi ya da bilmiyorum. Yakınımdaki insanların değerini fazlasıyla biliyorum ama bazı insanlar çıkarı için benimle dostluk kuruyor. Hepimizin işi düştüğünde arayan veya mesaj atan patavatsız arkadaşları vardır. Benim etrafım bunlarla dolu. Babam her zaman der ki "Sana ailenden başkası seni söylemez. Dışarıdaki insanlar seni sen gibi görmez, kendi gibi yapma çalışır." Gerçekten de öyle. İnsanlar çok yapmacık yaratıklar. Evren üzerinde güvenilmeyecek tek canlı diyebilirim.

Bu yüzden uzak her zaman bana daha yakın. Bazen mesafe seni bazılarına daha çok yaklaştırıyor. Çünkü senin ona söylediklerin onun için değersiz. Bir yerlerde kullanabilme şansı yok. Aslında düşününce bu insanı daha da çok üzüyor. Uzaktaki seni sadece teselli edebiliyor. Sana bir şeyler katmaya gerek duymuyor. Çünkü hayatında öyle biri yok ve olmasına da gerek yok.

Bir tane site vardı, böyle bir mesaj kutusu vardı ve insanlar isimlerini söylemeden içinden geldiklerini o siteye yazıyordu. İşte uzaktaki insanlarda benim için böyle. Amaçsız ve rahatlatıcı bir öğle uykusu gibi.

Şimdiki insancıkları piyanoya benzetiyorum. Filden yapılmış mükemmel bir piyano. Kimi başına oturup Dünyanın en güzel melodilerini çalıyor, kimi rastgele tuşlara basarak sesler çıkartmaya çalışıyor. Bunlar çalmasını bilen ve çalmasını öğrenmek isteyen kişilerdir. Hayatta da böyle değil mi? Karşına biri oturur ve en güzel cümleleriyle size sizi anlatır. Bir başkası oturur ve kim olduğunuzu çözmek ister.

Kimliksiz kişilikler... Ah o insanlar, hayatımızı mahvediyorlar. Kimliksiz olması da güzel aslında; bazıları binlerce kimliğe bürünüyor. Onlar daha korkutucu. Ne yapacakları belli olmuyor.
Hepimiz yalan söylüyoruz, hepimiz dalga geçiyoruz, hepimiz gıybet ediyoruz, hepimiz küfre başvuruyoruz, hepimiz kendimizi bir bok sanıyoruz. Hiçbirimizin kimliği yok aslında. Herkesleşmişiz bir nevi. Topluma ayak uydurayım derken, kendimiz olmaktan çıkmışız.

"Kendimi dinç hissediyorum." Derken bile hepinizin içini karartıyorum. Bir de kötü olduğumu düşünsenize? Gidiyorum ben yine sıkıştım kaldım. Siz bir şeyler söyleyin; Arkadaşlıklar neden en az bir çıkara dayalı?

Kaynak: Seth.fr

DEVAMINI OKU
21 yorum
Paylaş:

Ağustos 29, 2016

Bu Hafta Ne Öğrendim? #15


15. haftadan herkese selamlar, nasılsınız güzel insanlar? Hepiniz iyisinizdir inşallah. Bugün, çok güzel bilgilerle karşınızdayım hazırlıklı olun. Hadi başlayalım.

1. Bilim insanları zeki insanların neden daha zor aşık olduklarını açıkladı. Zeki insanlar yalnızken hayatlarından mutluysa bir ilişkiye pozitif gözle bakmazlar. Gerek görmezler. Eğer hoşlanmaya başladığı birisi çıkarsa hemen sevdiğini söylemez, ilk önce karşısındaki kişi analiz eder ve onun da hislerinin olup olmadığını kontrol eder. (Hepimiz zekiyiz o zaman bu ne?)

2. Tarihte adı bilinen ilk kişinin mesleği sizce nedir? (Kral falan değil çok yanlış düşünüyorsunuz.) Sadece bir muhasebeci.

3. 1998'de Yahoo, 1 milyon $'a Google'ı satın almayı reddetti ve Google'ın şu an ki değeri 500 milyar $'ın üzerinde!

4. ABD dışında Dünya'nın en iyi yazılım üreten ülkesi İrlanda'dır. (Bak seen)

5. Eğer özel kıyafetler olmadan uzayda olsaydık, boğulmak yerine; patlayabilirdik. (Aboo)

6. Wall Strret Journal'a göre horoz dövüşlerinin maliyeti ve pazarlığı çok yüksek. Filipinlerde 5 milyonluk horozlar bile mevcut.

7. Kobay ve tavşan asla terlemez. (Terlemesini boşverin de google amcadan kobay hayvanına bir bakın, böyle bir tatlılık yok.)

8. Aslında kediler bir gün içerisinde 18 saat kadar uzun bir süre uyumaya sahiptir. Fakat uykucu gözükmemelerinin sebebi; etraflarının güvenli olup olmadığını kontrol etmek için zaman zaman uyumalarıdır. (Yazık lan)

9. Leonardo Da Vinci makası icat etti.

10. İngilizce de "Almost" kelimesi alfabetik sırayla dizilmiş en uzun kelime.

11. Arıların öldürdüğü insanlar yılanların öldürdüğü insanlardan daha fazladır.

Bu kadar bilgi yeter herhalde. Bu haftada böyle, kendinize iyi bakın.

DEVAMINI OKU
21 yorum
Paylaş: